AnasayfaPortalGaleriSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

  Gemiler Haliç'e karadan indirildi!

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
samanyolu
Admin
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 27124
Yaş : 49
Nerden : İstanbul
İş/Hobiler : yazar
Lakap : yazar
Kayıt tarihi : 12/04/08

MesajKonu: Gemiler Haliç'e karadan indirildi!   Salı Ekim 29, 2013 11:37 am


Gemiler Haliç'e karadan indirildi!

Gemiler Haliç'e karadan indirildi!

Gemiler Haliç'e karadan indirildi!

Binbir Osmanlı Hikayesi

İstanbul'un fethi sırasında gemilerin karadan yürütülmesi hadisesi, hemen hemen yerli ve yabancı kaynakların ittifakı ile sabit bir olaydır. Hatta Bizans askerleri, sabahleyin Osmanlı gemilerini Haliç'te görünce, "herhalde zincirleri kırıp geçtiler" diye zincirleri kontrol etmişler ve gördükleri manzara karşısında hayrete düşmüşlerdir. Ancak sabaha karşı yapılan bir harp planı olması hasebiyle ve de gemilerin geçirildiği bölgenin o günlerde ormanlık olması sebebiyle, güzergah ve gemilerin sayılarında farklı görüşler bulunmaktadır...

Mutlaka bir yol bulunmalıydı!
İstanbul'un fethedilmesi için bazı gemilerin Haliç'e indirilmesinin zaruri olduğu görüldü. Zira Haliç'e gerilen zincir Hasköy ile Ayvansaray'da bulunan iki ordunun buluşmasına mani teşkil ediyordu. Önce gemilerin karadan çekileceği yer tesbit edildi. Burası Tophane önündeki sahilden başlayarak Boğazkesen'den geçiyor ve buradan güneybatıya dönüp tepeyi aşarak Perapalas yanından Kasımpaşa'ya yani Haliç sahiline çekiliyordu. Yapılan ölçümlerde, Tophane'den dört yol ağzına 980 adım ve buradan Tepebaşı'na kadar 240 ve Kasımpaşa'ya kadar da 906 adım ki, toplam 2156 adımdır ve bu da yaklaşık 3 mil kadar tutmaktadır...
Hazırlıklar tamamlandı. Tophane'den ayrılan 70 kadar gemi, 21-22 Nisan gecesinde Kasımpaşa'ya kadar indirildi...
Bazıları -kasıtlı olarak- inkar ededursun, olayın doğruluğunu, hem savaşta hazır olan Bizans tarihçileri ve hem de Osmanlı tarihçileri ittifakla açıklamaktadırlar ki Fatih Sultan Mehmed Han, İstanbul'un fethinde, gemileri karadan yüzdürerek Haliç'e indirmiştir...

_________________
..
HAYATIMIN İSMİSİN
ZAMANIN İLACI
HAYATIN TADI
SONSUZLUĞUN VARLIĞIMSIN.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://samanyolu.forumup.com
samanyolu
Admin
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 27124
Yaş : 49
Nerden : İstanbul
İş/Hobiler : yazar
Lakap : yazar
Kayıt tarihi : 12/04/08

MesajKonu: Geri: Gemiler Haliç'e karadan indirildi!   Salı Ekim 29, 2013 11:39 am


Şeyh Bedreddin ve "Börklüce Mustafa"
Şeyh Bedreddin, Karaman, Germiyan, Aydın, Tire ve diğer bazı Batı Anadolu şehirlerini dolaştı. Daha sonra Edirne'ye yerleşen Şeyh Bedreddin'in bu faaliyetleri Osmanlı Devletinin "Fetret Devri"ne tesadüf etmiştir... Çelebi Mehmed Han, kardeşi Musa Çelebi'yi yenip birliği sağlayarak devlete hakim olunca, Şeyh Bedreddin'i Kazaskerlik görevinden alarak, İzmit'te mecburi ikamete memur etti. Oraya yerleşen Şeyh Bedreddin, komünizme benzeyen bir sistemi halk arasında yaymaya başladı. Aynı zamanda Batınilik propagandası yaparak Ehl-i sünnet akidelerini yıkmaya çalıştı...

Binlerce taraftar topladı...
Şeyh Bedreddin'in, Anadolu'nun çeşitli yerlerinde halifeleri vardı. Bunlar arasında bilhassa İzmir civarındaki Karaburun'da bulunan "Börklüce Mustafa" adındaki halifesi, etrafında binlerce taraftar topladı...
Şeyh Bedreddin hacca gitmek bahanesiyle Kastamonu'ya ve oradan da Sinop'a geçerek, bir gemiyle Kefe limanına çıktı. Daha sonra Eflak Voyvodasının yanına gitti. Eflak Voyvodası Türk hakimiyetinden kurtulmak ümidiyle Bedreddin'e elinden gelen yardımı yaptı. Böylece Rumeli'de Şeyh Bedreddin, Karaburun'da Börklüce Mustafa, Manisa'da Börklüce'nin sağ kolu Yahudi dönmesi "Torlak Kemal", devlete isyan bayrağını açtılar... Tuna'nın güneyine geçen Bedreddin, ne kadar asi varsa etrafına toplayarak Deliorman'da kuvvetlerini artırdı. Börklüce Mustafa'nın beş bin kişiyle İzmir Sancakbeyi'ni yenmesi üzerine isyan korkunç bir hal aldı. Son olarak Saruhan Sancak Beyi'nin Börklüce'ye yenilmesi Çelebi Sultan Mehmed Hanı harekete geçirdi. Veliahd Şehzade Muradın yanına Veziriazam Bayezid Paşayı katıp Börklüce'nin üzerine gönderdi. Bayezid Paşa yapılan muharebede asilerin pekçoğunu imha etti. Kalanını esir aldı. Börklüce Mustafa mahkeme edildikten sonra idamına karar verildi... Manisa civarında Torlak Kemal ile 3000 asi de yakalanıp öldürüldü...

Bayezid Paşanın gayreti...
Anadolu'da isyanın bastırıldığını öğrenen Şeyh Bedreddin, Deliorman'da müşkül vaziyette kaldı. Çünkü etrafında bulunan çapulcuların büyük bir kısmı Anadolu'daki isyanın bastırıldığını duyarak kaçmışlardı. Bu sebeple Bayezid Paşa Rumeli'ye geçerek, Bedreddin ve taraftarlarını Deliorman'da küçük bir çarpışmadan sonra kolaylıkla yakaladı...
Sultan Mehmed Han, onu Mevlana Haydar başkanlığındaki mahkemenin huzuruna çıkarttı. Bedreddin, Heratlı Mevlana Haydar'ın sualleri neticesinde suçlu ve cezasının idam olduğunu bizzat kabul etti. 1420 senesinde Serez pazarında asıldı. Bu suretle devleti çok zor duruma sokan ayaklanma, Bayezid Paşanın gayret ve çalışmalarıyla ortadan kaldırıldı...

_________________
..
HAYATIMIN İSMİSİN
ZAMANIN İLACI
HAYATIN TADI
SONSUZLUĞUN VARLIĞIMSIN.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://samanyolu.forumup.com
samanyolu
Admin
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 27124
Yaş : 49
Nerden : İstanbul
İş/Hobiler : yazar
Lakap : yazar
Kayıt tarihi : 12/04/08

MesajKonu: Geri: Gemiler Haliç'e karadan indirildi!   Salı Ekim 29, 2013 4:08 pm

Fatih’in dehası ve “Kızılelması”...Karamanoğulları Beyliği, Osmanlılara karşı korunmak için Akkoyunlular’dan yardım talep ediyordu... Uzun Hasan da oğlu Zeynel Mirza kumandasında 30.000 kişilik bir ordu gönderdi... Bu arada, Uzun Hasan, Rodos Şövalyelerine, Kıbrıs Kralına ve Venedik’e gönderdiği mektuplarda, Osmanlılara hep birlikte saldırılmasını teklif etti. Fatih, doğudan gelen bu tehlike karşısında, devletin batı sınırlarını emniyete almak için, Venedik ile tekrar barış görüşmelerine başladı (1471).

Osmanlı Ordusu yollarda...
Uzun Hasan, 1472 baharında Osmanlı topraklarına saldırıya geçti. Fatih, İstanbul’da harp hazırlıklarıyla uğraşıyordu. Uzun Hasan da dört elçisini Venedik’e göndererek, Osmanlılara karşı bir antlaşma yaptı. Bu antlaşma gereğince Akkoyunlu Devletine top ve topçu ustaları gönderilecekti. Osmanlılar yenildikten sonra da Mora, Midilli, Eğriboz, Venedik’e verilecek; Boğazlar, Venedik gemilerine açık olacaktı. 1472 yılında bir Haçlı donanması, Osmanlı sahillerine saldırdı. Antalya ve İzmir yağmalandı. Silifke, Gorigos ve Sığın Kaleleri, Haçlıların yardımıyla Karamanlıların eline geçti. Bu durum karşısında Fatih, Uzun Hasan’a karşı harekete geçti.
Fatih Sultan Mehmed Han, Uzun Hasan’a bir mektup göndererek savaşın kaçınılmazlığını ve savaşa hazır olmasını bildirdi. Ve iki ordu Otlukbeli’nde karşı karşıya geldi... Osmanlılar, top ve tüfek ateşiyle, Uzun Hasan’ın bulunduğu orta kısmı çökertmeğe başladılar. Uzun Hasan tutunamadı, zorlukla savaş meydanından kaçabildi. Oğlu Zeynel Mirza ve 1000 askeri öldürüldü, 3700 kişi esir alındı. (11 Ağustos 1473)
Osmanlı kuvvetleri, pekçok Akkoyunlu devlet adamı, bey, kumandan ve yardımcıları ile askerlerini esir aldı. Fakat Uzun Hasan yakalanamadı. Fâtih Sultan Mehmed Han, esir alınan âlimlere hürmet gösterip, serbest bıraktı. Uzun Hasan safında olan Karakoyunluları da affetti.

Zaferin şükrü olarak...
Koca Fâtih, Otlukbeli Zaferinden sonra, üç gün muhârebe meydanında bekledi. Zaferin şükrünü yaparak, dört bin köle ve câriye âzâd etti. Doğu Seferine çıkmadan önce borç olarak dağıtılan yüz yük akçeyi (altı milyon altın lira, on milyon gümüş para) askere hediye etti...

_________________
..
HAYATIMIN İSMİSİN
ZAMANIN İLACI
HAYATIN TADI
SONSUZLUĞUN VARLIĞIMSIN.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://samanyolu.forumup.com
samanyolu
Admin
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 27124
Yaş : 49
Nerden : İstanbul
İş/Hobiler : yazar
Lakap : yazar
Kayıt tarihi : 12/04/08

MesajKonu: Geri: Gemiler Haliç'e karadan indirildi!   Salı Ekim 29, 2013 4:10 pm

Humbaracı Ahmet Paşa
umbaracı Ahmet Paşa (d. 1675 - ö. 1747), Osmanlı ordusunun ıslahı için çalışmalar yapan Fransız asker.
İspanya Veraset Savaşları'nda ün kazanan ve XIV. Louis ile arası açılınca Avusturya'ya kaçan, Comte de Bonneval, Prens Eugen'in ordusunda Fransa'ya ve Osmanlı İmparatorluğu'na karşı savaştı.
Prensle arası bozulunca Osmanlı İmparatorluğu'na sığınan Bonneval Ahmed adını aldı. Sadrazam Topal Osman Paşa tarafından, Humbaracı Ocağı'nı düzene sokmakla görevlendirildi.1729 da Osmanlı hizmetine girmiş ve ilk topçu okulunu kurmuştur Zamanın topçu subaylarına matematik dersleri veren Ahmed Paşa, Sadrazam Hekimoğlu Ali Paşa zamanında Beylerbeyi rütbesini aldı. Asıl görevi humbaracıları Batı usullerine göre yetiştirmek olmasına rağmen, devletin dış münasebetleri ile görevlendirildi. Katıldığı 1736 Seferi'nde Yeğen Mehmed Paşa'yla birlikte Avusturya'ya karşı savaştı. Sefer dönüşü gözden düşen Ahmed Paşa, Kastamonu'ya sürgün edildi (1738).
1747'de İstanbul'da öldü. Ölümünden sonra, kurduğu askeri mühendislik okulu tutucu yeniçerilerin muhalefeti nedeniyle kapatıldı. Galata Mevlevihanesi Mezarlığı'nda gömülüdür.

_________________
..
HAYATIMIN İSMİSİN
ZAMANIN İLACI
HAYATIN TADI
SONSUZLUĞUN VARLIĞIMSIN.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://samanyolu.forumup.com
samanyolu
Admin
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 27124
Yaş : 49
Nerden : İstanbul
İş/Hobiler : yazar
Lakap : yazar
Kayıt tarihi : 12/04/08

MesajKonu: Geri: Gemiler Haliç'e karadan indirildi!   Salı Ekim 29, 2013 4:14 pm

Çanakkale'nin unutulmaz kahramanı: Koca Seyit
Anadolu'nun cihangir ruhlu yiğitleri, devletlerinin elde kalan kısmını müdafaa için cansiperane vuruşmakta. Düşman zırhlılarının yağdırdığı güllelere, yaylım ateşine karşılık vermekte, düşmana adım attırmamaktadır. Her hususu gözönünde bulundurduklarını zanneden ve hesaplarına göre en geç üç günde Çanakkale'yi aşacaklarını hesap eden düşmanlar yanıldıklarını acı bir şekilde görecek ve zelil bir halde kaçacaklardır Çanakkale önlerinden... Onlar kaçarken, geride Mehmetçiklerin kanları, canları pahasına kazanıp evlatlarına ithaf ettikleri şanlı bir hatıra kalacaktır.

Cepheden cepheye...
Çanakkale Harbinde tarihlere şanla geçen kahramanlık tabloları çizilmiştir. İşte böyle tabloları çizenlerden birisi de Koca Seyit'tir...
1889'da Balıkesir'e bağlı Havran ilçesinin Çamlık köyünde dünyaya gelen Seyit, çocukluğundan itibaren gürbüz yapısı ve pehlivanlığıyla dikkatleri çekmiştir. Bu vasfından dolayıdır ki asker ocağında kendisine "Koca" lakabı verilmiş ve "Koca Seyit" diye tanınmıştır.
1909'da vatani görevini yapmak üzere askere giden Koca Seyit üç senelik asker iken 1912'de Balkan Harbi patlak vermiş, o da birliğiyle savaşa katılmıştır. 1913'te Balkan Savaşının sona ermiş olmasına rağmen Seyit terhis edilmemiştir.
1914'te Birinci Dünya Savaşı patlak verince Seyit de Çanakkale'de topçu eri olarak vazife almıştı.
Çanakkale Boğazı'nın Rumeli yakasında, Kilitbahir denilen mevkide 28'lik Mecidiye Bataryasında Şeyit'le birlikte kırk kişi vazifeliydi.

"Son hücum"a doğru!
17 Mart 1915'te Çanakkale'deki bütün birliklerde yoğun bir faaliyet görülmekteydi. Ertesi gün, düşmanın büyük bir hücuma geçeceği haber alınmıştı.
Seyit Onbaşının bataryasında da hazırlıklar tamamlanmış ve düşmanın taarruzu beklenmeye başlanmıştı... Her iki tarafı da müthiş bir gün bekliyordu!..

_________________
..
HAYATIMIN İSMİSİN
ZAMANIN İLACI
HAYATIN TADI
SONSUZLUĞUN VARLIĞIMSIN.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://samanyolu.forumup.com
samanyolu
Admin
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 27124
Yaş : 49
Nerden : İstanbul
İş/Hobiler : yazar
Lakap : yazar
Kayıt tarihi : 12/04/08

MesajKonu: Geri: Gemiler Haliç'e karadan indirildi!   Çarş. Ekim 30, 2013 6:14 pm

Osmanlı, kılıçla ve savaşla büyümedi!

Osmanlı fetihleri yalnız kılıçla değil, daha çok istimâlet denilen “uzlaştırıcı” ve “sevdirici” bir politika netîcesinde gerçekleşmekteydi. Osmanlı idâresinin; İslâm hukuku çerçevesinde, gayri müslimlere can ve mal güvenliğiyle dinlerinde serbestlik tanıması, onların ileride İslâmiyetle şereflenmelerine yol açıyordu. Yine bu durumun neticesi olarak çok defâ, geniş bölgeler, şehir ve kasabalar kendiliğinden Osmanlı hâkimiyetini tanımakta idiler.

“Türkler daha hoşgörülü”
Fatih Sultan Mehmed Han’ın, Rumeli’deki fetihlerini genişleterek Sırbistan sınırlarına dayandığı zaman, iki ateş arasında kalan Ortodoks Sırpları, Katolik Macaristan Krallığı ile Müslüman Osmanlı Devleti arasında tercih yapmak zorunda kaldılar. Bunun üzerine Sırbistan Kralı George Bronkoviç, hem Macar Kralı Jan Honyad’a, hem de Fatih Sultan Mehmet Han’a heyetler gönderdi. Heyetlerin bu görüşmelerinden sonra Osmanlı Türklerini daha müsamahalı ve hoşgörülü buldu ve kendi dinlerinden olan Macaristan Krallığı’na değil de, Müslüman olan Osmanlı Devleti’ne iltica etmeyi kabul etti...
1758 yılında Rus ve Avusturya baskısı ve zulmü altında bulunan Prusyalılar, bu durumdan kurtulmak için Osmanlı’ya ümit besliyorlar ve Müslümanları adaletin koruyucusu olarak düşünüyorlardı. Hatta Müslümanları imdada çağıran mektubundaki “Baskı altında olanların dostu, mazlumun kırbacı, Şark’ın zafere aşina çocuklarına” diye başlayan ibret dolu şu şiirin 1761 yılında Imparator II. Frederic tarafından yazılmış olması Osmanlı gerilerken bile iki medeniyet arasındaki uçurumu gözler önüne sermektedir...

Bizi onlar çağırdılar...
Yukarıdaki iki örnekte de görüldüğü gibi; Osmanlı kılıçla ve savaşla büyümemiştir. Bizzat Hristiyan halklar kendi dininden ve milletinden olan idarecilerin zulüm ve baskılarına dayanamayıp Osmanlı’ya koşmuşlar ve Osmanlı’yı onlar çağırmışlardır...

29.09.2005

_________________
..
HAYATIMIN İSMİSİN
ZAMANIN İLACI
HAYATIN TADI
SONSUZLUĞUN VARLIĞIMSIN.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://samanyolu.forumup.com
samanyolu
Admin
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 27124
Yaş : 49
Nerden : İstanbul
İş/Hobiler : yazar
Lakap : yazar
Kayıt tarihi : 12/04/08

MesajKonu: Geri: Gemiler Haliç'e karadan indirildi!   Çarş. Ekim 30, 2013 6:15 pm

Cenevizliler için çıkarılan ferman!

Şehzâdeliğinden beri bir an önce İstanbul’u fethetmek, Peygamber Efendimizin müjdesine mazhar olabilmek ideali ile tutuşan Sultan İkinci Mehmed Han’ın bütün düşüncesi bu fethin gerçekleşmesiydi... Bu sebeple askerî târihin kaydettiği ilk büyük ateşli silahlar ve toplarla bu orduyu dayanılmaz bir kudret hâline getirmişti...

“Feth-i Mübîn” denildi
Nihayet İkinci Mehmed, 23 Mart’ta ordusuyla Edirne’den hareket etti. Kuşatma 6 Nisanda başladı. 18 Nisanda İstanbul adaları alındı. 22 Nisan gecesi Türk donanması karadan Haliç’e indirildi. 23 Nisanda sulh teklifine gelen Bizans elçisine genç Pâdişah; “Ya ben şehri alırım, ya şehir beni!” cevâbını verdi. 29 Mayıs sabahı yapılan son taarruzda İstanbul düştü. Bu şekilde Orta Çağ sona erdi, Yeni Çağ başladı...
İstanbul’un fethi, Türk târihinin en müstesnâ olayı sayılarak “Feth-i Mübîn” denildi. Dünyânın en büyük kilisesi (Saint-Sophie) ve bütün Avrupa’nın ayakta kalan en eski yapısı olan Ayasofya, câmiye çevrildi. Fâtih bu mabedin kıyâmete kadar câmi kalmasını yazılı olarak vasiyet ve vakfeyledi. Bütün Ortodoks Hıristiyanların başı olan Patrikliği ortadan kaldırmadı. Bunu o zamanki, siyâsî olaylara göre değerlendirmek gerekir. İsteseydi, İstanbul fâtihi, Patrikliği ortadan kaldırabilirdi.

“Çan çalınmayacaktır”
İstanbul’un düşmesinden sonra, surlarda Ceneviz kumandan ve askerlerinin ölülerine rastlandı. Hâlbuki Cenevizliler, Türklerle dostluk anlaşması imzâlamışlardı. Bu ihânetleri ortaya çıkınca çok korktular. Kendilerine çok ağır cezâlar verileceğini beklerken, Fâtih Sultan Mehmed Han, Ceneviz vâlisi ve papazını çağırtarak üzüntülerini bildirdi ve Galata’da oturan bu Cenevizliler için bir ferman çıkarttı; “Evvelden olduğu gibi herkes sanat ve ticâretinde, ibâdetinde serbesttir. Kiliseler açık bulunacak, ancak çan çalınmayacaktır” şeklindeki emriyle ölüm bekleyen insanları sevindirdi...

_________________
..
HAYATIMIN İSMİSİN
ZAMANIN İLACI
HAYATIN TADI
SONSUZLUĞUN VARLIĞIMSIN.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://samanyolu.forumup.com
samanyolu
Admin
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 27124
Yaş : 49
Nerden : İstanbul
İş/Hobiler : yazar
Lakap : yazar
Kayıt tarihi : 12/04/08

MesajKonu: Geri: Gemiler Haliç'e karadan indirildi!   Çarş. Ekim 30, 2013 6:17 pm

Abdülhamid Han’ın Fatih’e verdiği söz!

Yeni Padişah İkinci Abdülhamid Han, Eyüp’te Ebû Eyyub el-Ensarî hazretlerinin türbesinde yapılan merasimde, ananeler gereği Hazret-i Ömer’in kılıcını kuşanmış Edirnekapı üzerinden geri dönüyordu. Sultanselim Camii’nde Yavuz Sultan Selim ve babası Sultan Abdülmecid Hanların türbelerini ziyaretten sonra Fatih Camii’ne gelindi. Padişah ve yanındakiler, büyük hükümdar, İstanbul fatihi Sultan Mehmed Hanın türbesine girdiler.

Dedesi, karşısındaydı!
Padişah büyük büyük dedesi olan bu büyük Türk hükümdarının kabri başında hürmetle ayakta duruyor, okunması gereken sure-i şerifleri ve diğer duaları okuyordu. Bir an elâ gözleri kapandı. Karşısında Fatih Sultan Mehmed Hanı gördü. Mübarek dedesinin iki yanında hocaları ve art arda şeyhülislâmları olan Molla Hüsrev ve Molla Gürânî vardı.
Kalbi sızladı. Gözlerini açtı. Bir de şu anda arkasında duran devlet ricalini düşündü. Amcasının tahttan indirilmesi ve ardından şehit edilmesinde parmakları bulunan Sadrazam Rüşdi Paşa, Şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi, Mithat Paşa ve diğerleri. Aman Yâ Rabbî, ne günlere kalınmıştı...
Gözleri yine kapandı. Aklına huzurunda bulunduğu büyük dedesi Fatih ile ilgili olarak Osmanlı tarihi hocası Vakanüvis Kazasker Lütfi Efendi’den işittiği menkıbe geldi.
Fatih Sultan Mehmed Han Fatih Camii civarındaki meşhur medreseleri yaptırmıştı. Talebelerin medreseye girdiği ana kapının önüne mezar büyüklüğünde bir çukur kazılmasını emretmişti. Emri hemen yerine getirilmişti. “Çukurun üzerine bir ızgara koyun!” diye devam etmişti cihan padişahı. Demirden ızgara da yerleştirilmişti çukurun üzerine. Ancak hiç kimse bu yapılanlara bir mânâ verememişti. Tâ ki büyük Fatih son emrini verene kadar: “Ben vefat edince üzerime, mezarımdan çıkan toprağı atmayın! Onun yerine bedenimi, medreseye devam eden ilim talebelerinin ayakkabılarından koparak ızgaranın altında biriken bu mübarek tozlarla örtün. Umulur ki Cenab-ı Hak, onların yüzü suyu hürmetine bana merhamet eder...”

Otuz üç sene boyunca...
Elâ gözler açıldı. Karşısında tecessüm eden ve memleketin düştüğü durum sebebiyle sitem dolu bakışlarını hissettiği dedesine yürekten söz verdi: “Cenab-ı Hakkın yardımıyla bu memleketi savaşlardan uzak tutacağım. Osmanlı mülkünün her tarafını okullarla donatacağım!...”
Gerçekten de Sultan İkinci Abdülhamid Han, 33 senelik saltanatı süresince gerçekleştirdiği eğitim yatırımlarıyla Fatih’ten sonra eğitime en çok hizmet etmiş padişah unvanını alacaktı...

30.09.2005

_________________
..
HAYATIMIN İSMİSİN
ZAMANIN İLACI
HAYATIN TADI
SONSUZLUĞUN VARLIĞIMSIN.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://samanyolu.forumup.com
samanyolu
Admin
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 27124
Yaş : 49
Nerden : İstanbul
İş/Hobiler : yazar
Lakap : yazar
Kayıt tarihi : 12/04/08

MesajKonu: Geri: Gemiler Haliç'e karadan indirildi!   Çarş. Ekim 30, 2013 6:25 pm

Nüktedan devlet adamı Keçecizade Fuat Paşa


Tanzimat devrinin en tanınmış devlet adamlarından Keçecizade Fuat Paşa (1815-1865), bilhassa politikada nükte denince adı akla ilk gelenlerdendir... Avrupa kültürü ile yetişmiş ve bize de bu kültürün yerleşmesi için gayret etmiş olan bu devlet adamı, Osmanlı imparatorluğunun kritik anlarında ya sadrazam (başbakan) ya da hariciye nazırı olarak uzun süre görev yapmıştır...

Kapı gıcırtısı!..
Fuat Paşa, bu yüksek görevlerinden dolayı Avrupalı devlet adamları, politikacı ve diplomatlarla devamlı münasebet halinde olmuş, bu itibarla aralarında geçen birçok nükteli olay günümüze kadar gelmiştir. Fuat Paşa’nın nükteleri çok duyulmuş olsa da her konuşulduğunda zevk verecek kadar zariftir...
Fuat Paşa, Batılı diplomatlarla görüşme yaptığı bir sırada, bulundukları yerde açılıp kapanan kapı gıcırtı yapar.
Batılı bir diplomat bu gıcırtıdan hareketle Osmanlı Devletinin yönetim yeri olan Bâb-ı Ali’yi (Yüce Kapı) kastederek:
- Kapı gıcırdıyor (imparatorluk sallanıyor), der.

“Grese ihtiyaç var!”
Fuat Paşa bu, durur mu? Anında cevabı yapıştırır:
- Gres’e (Greece) (hem makine yağı hem de Yunanistan’ın Batı dillerindeki adı, bir anlamda yağlanmaya, bir anlamda Yunanistan’ın yeniden bize bağlanmasına) ihtiyacı var!..

17.10.2005

_________________
..
HAYATIMIN İSMİSİN
ZAMANIN İLACI
HAYATIN TADI
SONSUZLUĞUN VARLIĞIMSIN.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://samanyolu.forumup.com
samanyolu
Admin
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 27124
Yaş : 49
Nerden : İstanbul
İş/Hobiler : yazar
Lakap : yazar
Kayıt tarihi : 12/04/08

MesajKonu: Geri: Gemiler Haliç'e karadan indirildi!   Perş. Ekim 31, 2013 3:27 pm

Petervaradin Bozgunu
Osmanlı İmparatorluğu ile Avusturya İmparatorluğu arasında yapılan ve Osmanlı ordularının yenilgisiyle sonuçlanan savaş (5 Ağustos 1716). Savaşta Sadrazam Ali Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu 120.000 askerden, Prens Eugen komutasındaki Avusturya ordusu 187 süvari bölüğü ve 62 piyade taburundan oluşuyordu. Her iki ordunun asıl kuvvetleri 3 Ağustos 1716'da karşı karşıya geldiler. İki gün iki taraf da hazırlıkla vakit geçirdi, savaş 5 Ağustos 1716'da başladı. Savaşın başında Osmanlı sağ kanadı, Avusturya ordusunun sol kanadını bozdu. Fakat Avusturya başkomutanı Prens Eugen sol kanada yardım gönderince bu kez Osmanlı sağ kanadı bozuldu. Bundan yararlanan Prens Eugen genel bir saldırıya geçince Osmanlı ordusundaki bozgun yaygınlaştı. Ali Paşa bozgunu önlemek ve askerini yüreklendirmek için ileri atıldığı bir sırada vurularak öldü.

Ayrıca vikipedi

Petrovaradin meydan muharebesi 5 Ağustos 1716 tarihinde bugünkü Sırbistan’ın Novi Sad bölgesinde Osmanlı ordusunun Avusturya karşısında yaptığı bir meydan muharebesidir. (Varad, Sırpça Petrovaradin, Macarca Petervarad) Savaşı Avusturya ordusu kazanmıştır.
Konu başlıkları


1 Savaşın sebebi
2 Savaş
3 Meydan savaşının savaşa etkisi
4 Uzun vadede savaşın sonucu


Savaşın sebebi

Osmanlı Devleti 1699 yılındaki Karlofça antlaşmasıyla Venedik Cumhuriyeti’ne terk edilen Mora topraklarını yerli halkın da yardımıyla 1714 Aralık ayından itibaren geri almağa başlamıştı. Ancak Venedik ile ittifak antlaşması yapan Avusturya Mora’nın yeniden Venedik’e terk edilmesi için baskı yapıyordu. Osmanlı imparatorluğu bu baskıya savaş ilan ederek karşılık verdi.[1]. Böylece başlayan 1715-1718 Osmanlı-Avusturya-Venedik Savaşı'nın en önemli meydan muharebesi Petrovaradin savaşıdır.
Savaş

Osmanlı ordusuna Sadrazam Damat Silahtar Ali Paşa (1667-1716) , Avusturya ordusuna ise Savoy prensi Eugene (1663-1736) komuta ediyordu. Savaş başladıktan sonra merkezde Silahtar Ali Paşa, sağ kanatta da Anadolu valisi Ahmet Paşa Avusturyalılar’ı geriletmeyi başardılar. Fakat, Avusturyalılar sağ kanattaki çekilmeyi durdurmak için yedekteki Alman süvarileri ile karşı hücuma geçtiler. [2] Üstelik,Tuna nehri üzerindeki Avusturya donanması da top atışları ile kanadı sarsmağa başladı. Bu sırada Ahmet Paşa’nın da vurulması üzerine sağ kanatta bozgun işaretleri görülmeğe başlandı. Merkezde durumu düzeltmek için çabalayan Silahtar Ali Paşa’nın vurulması ise genel bir bozguna yol açtı. Böylelikle savunmadaki Avusturya ordusu kendinden daha büyük bir orduyu bozguna uğratmış oldu.
Meydan savaşının savaşa etkisi

Meydan savaşını kazanan Avusturyalılar daha sonra bir önceki savaşta Avusturya ordusuna başarıyla direnen Banat eyaleti merkezi Temeşvar kalesini kuşattılar. Uzun bir kuşatma sonrasında Avusturyalılar 15 Ekim tarihinde Osmanlı imparatorluğunun elindeki bu son Macar kalesini de ele geçirdiler. (Romence ismi Timişiora olan Temeşvar ikinci Dünya savaşı sonrasında Batı Romanya’da kalmıştır.) Avusturyalılar bir yıl sonra da Belgrad’ı ele geçirdiler. Osmanlı tarafı barış istedi ve 1718 yılında Pasarofça antlaşması imzalandı.


Uzun vadede savaşın sonucu

Petrovaradin meydan savaşı 1715-1718 savaşının kaderini tayin eden savaştır. Gerçi bu savaştaki toprak kayıpları çok önemli sayılmaz. Çünkü bir sonraki savaşta Temeşvar hariç, kaybedilen topraklar geri alınmıştır. Fakat savaş Avrupalılar’daki Osmanlı imparatorluğunun yenilmezlik inancını sona erdirmiştir. Çünkü Osmanlı imparatorluğu Avusturya karşısında nispeten kısa süre içersinde kesin yenilgiye uğramıştır. (Bir önceki savaşta da Osmanlı imparatorluğu yenilmişti. Ancak o savaşta Osmanlı İmparatorluğu aynı anda pek çok cephede savaşmak zorundaydı.)

_________________
..
HAYATIMIN İSMİSİN
ZAMANIN İLACI
HAYATIN TADI
SONSUZLUĞUN VARLIĞIMSIN.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://samanyolu.forumup.com
samanyolu
Admin
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 27124
Yaş : 49
Nerden : İstanbul
İş/Hobiler : yazar
Lakap : yazar
Kayıt tarihi : 12/04/08

MesajKonu: Geri: Gemiler Haliç'e karadan indirildi!   Perş. Ekim 31, 2013 3:31 pm

II.SELİMİN TAHTTAN İNDİRİLMESİ 1807
Selim’in nizam-ı cedit hareketleri ile Osmanlıyı canlandırması Avrupa’nın işine gelmiyordu.Osmanlı orduları Tuna boylarında Ruslarla savaşırken bunu fırsat bilen Avrupalı elçiler Kabakçı Mustafa’yı İstanbul’da kışkırttılar.Bu isyanda yeniçerilerin nizam-ı cedidin başarılarını çekememesinin de etkisi vardı.Sonuçta Selim tahtan indirilerek lV.Mustafa padişah yapıldı.Nizam-ı Cedit ordusu ve yenilikleri kaldırıldı.Yenilik yanlıları İstanbul’dan kaçarak Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa’ya sığındılar.Alemdar yenilik taraftarı olduğu için İstanbul’a yürüdü.Niyeti Selim’i tekrar padişah yapmaktı.Alemdar önce Kabakçı Mustafa’yı ortadan kaldırdı.Bu arada lV. Mustafa Selim’i katletti.Alemdar Selim’i bulamayınca ll. Mahmut’u padişah yaptı.

ALEMDAR MUSTAFA PAŞA VE SENED-İ İTTİFAK
II.Mahmut Alemdar’ın kendisinin padişah olmasına vesile olmasından dolayı onu sadrazam yaptı.Alemdar yeniliklere devam etti.
♦Olaylara karışanları İstanbul’dan sürdü.
♦Nizam-ı Cedit yanlılarını işbaşına getirdi.
♦Selim’in öldürülmesine karışanları cezalandırdı.
♦İstanbul’da asayişi sağladı.
♦Ulufe alım satımını yasakladı.
♦Sekban-ı Cedit Ocağını kurdu.
♦Yeniçerilere eğitim koydu.
Anadolu’da otorite kurmak içinde ayanlarla Sened-i İttifak’ı imzaladı.Bir bölgede ileri gelen sözü geçen kişiler olan ayanlarla şu antlaşma imzalandı.
♦Devlet ayanların varlığını tanıyacak
♦Ayanlar devletin otoritesini tanıyacak.
♦Ayanlar yapılacak ıslahatlara bağlı kalacak.
♦İstanbul’da isyan çıkarsa ayanlar bastırmak için yardıma gelecek.
♦Halka adaletli davranacaklar
♦Ayanlar vergi ve asker toplamada devlete yardımcı olacak.
Böylece
♦Osmanlı ayanların tanınmasını hukuki hale getirdi.
♦Osmanlının ayanlara söz geçiremeyecek kadar güçsüz olduğu görüldü.
♦Padişah yetkilerini ilk defa paylaştı ve sınırlandırdı.
♦Padişah otoritesini başkalarıyla paylaştı.
♦Ayanlara hanedanı denetleme herhangi bir eylemi önleme ve cezalandırma yetkisi verildi.
♦Osmanlıda başka örneği olmayan bir belgedir.
♦Magna Karta’ya benzetilmektedir.
♦Bazı tarihçiler bunu anayasal monarşi kabul eder.
Alemdar’ın böyle bir senet imzalaması onun padişahın gözünden düşmesine neden oldu.Yeniçerilere eğitim koyması, ulufe satımını yasaklaması yeniçerileri zaten kızdırmıştı.Padişah da desteğini çekince Kandıralı Halil İsyanı çıktı.Alemdar öldürüldü.II.Mahmut, lV. Mustafa’yı öldürüp Sekban-ı Cedit ocağını kaldırarak isyanı önlemeyi başardı.

_________________
..
HAYATIMIN İSMİSİN
ZAMANIN İLACI
HAYATIN TADI
SONSUZLUĞUN VARLIĞIMSIN.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://samanyolu.forumup.com
samanyolu
Admin
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 27124
Yaş : 49
Nerden : İstanbul
İş/Hobiler : yazar
Lakap : yazar
Kayıt tarihi : 12/04/08

MesajKonu: Geri: Gemiler Haliç'e karadan indirildi!   Perş. Ekim 31, 2013 3:40 pm

Uyvar önünde Türk gibi güçlü"


Osmanlı Devleti Avusturya'ya savaş ilan etmişti... Bu savaşın Serdarlığına ise Fazıl Ahmed Paşa tayin edildi. Kırım Hanı Mehmed Giray da sefere çağırıldı. Ordu, İstanbul'dan Edirne yoluyla Belgrad'a geldi. Belgrad'da Avusturya elçileri Reninger ve Baron de Goes, imparatorlarının barış isteğini bildirdiler. Fakat Osmanlı Devletinin barış için ileri sürdüğü şartlar kabul edilmeyince, Sultan IV. Mehmed Han, sefere devam edilmesini emretti...

Avusturya Başvekiline mektup
Fazıl Ahmed Paşa, Avusturya Başvekiline bir mektup göndererek, Kanije karşısında yeni yapılan kalelerin yıkılmasını, Erdel'den Avusturya askerinin çekilmesini istedi. Osmanlı ordusu, Başvekilin cevabını beklemeden Zemlin tarafına geçti.
Cephane ve diğer malzemelerin bir kısmı donanma ile yola çıkarıldı. Ordu, Drava Irmağı kıyısındaki Osijek (Eszek) kasabasına vardığında, Avusturya Başvekilinin cevabı geldi. Mektupta, Osmanlıların yanına gönderilen elçilerin barış yapmağa yetkili oldukları bildiriliyordu. Elçiler, bunun üzerine Fazıl Ahmed Paşa ile tekrar görüştüler. Ancak, bir anlaşmaya varılamadı...

Kalenin teslimi isteniyordu!
Avusturya İmparatoru Leopold, İsveç'ten yardım istedi. Osmanlılar, hemen harekete geçtiler. Budin Valisi Sarı Hüseyin Paşa, Vezsprem taraflarına akın yaparak çok sayıda esir ve ganimet elde etti. Ordu, Budin'e geldiği zaman, Ahmed Giray kumandasındaki Kırım süvarileri, Osmanlı kuvvetlerine katıldı. 16 Temmuz 1663'te Budin'de toplanan savaş meclisinde, Uyvar üstüne yürünmesi uygun görüldü. 30 Temmuz 1663'te Osmanlı ordusu, Budin'den hareket ederek Tuna'nın sol kıyısındaki Ciğerdelen sahrasına geçti. Avusturyalılar, Osmanlı ordugahına baskın yapmak istedilerse de başarılı olamadılar; 6000 ölü ve 1000 kadar esir bırakarak çekilmek zorunda kaldılar...
Ciğerdelen'den hareket eden Osmanlı ordusu, 15 Ağustos 1633'te Uyvar Kalesini kuşattı. Kalenin teslimi istendi; fakat olumlu karşılık alınamadı. Avusturyalı general Montecuccoli'nin, Uyvar'a yardıma geldiği öğrenildi; Kaplan Mustafa Paşa kumandasında Tatar, Kazak, Eflak ve Boğdanlılardan meydana gelen 80.000 kişilik bir kuvvet, bunları yenilgiye uğrattı. Kuşatmanın 38'inci gününde (13 Eylül 1663) kale kumandanı bir elçi yollayarak, teslim olacaklarını bildirdi. Teslim şartları uygun bulundu ve Kaplan Mustafa Paşa, kaledekileri Komarno adasına götürdü. Yerli halka aman verildi. Kale, iyice onarılarak içine yeteri kadar asker ve malzeme konuldu...
Bu muhteşem savaş, Avrupa'da yüzlerce sene konuşuldu ve "Uyvar önünde Türk gibi kuvvetli" sözü darbımesel haline geldi...



_________________
..
HAYATIMIN İSMİSİN
ZAMANIN İLACI
HAYATIN TADI
SONSUZLUĞUN VARLIĞIMSIN.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://samanyolu.forumup.com
samanyolu
Admin
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 27124
Yaş : 49
Nerden : İstanbul
İş/Hobiler : yazar
Lakap : yazar
Kayıt tarihi : 12/04/08

MesajKonu: Geri: Gemiler Haliç'e karadan indirildi!   Perş. Ekim 31, 2013 3:43 pm

3. Mustafa Han
(Türk Kağanları ve Sultanları)

(1. Kaynak)

Osmanlı Sultanlarının yirmialtıncısı ve islam halifelerinin doksan birincisi. Küçüklüğünden itibaren iyi bir eğitim ve öğretim gördü. Yüksek din ilimleri, Edebiyat, tarih, coğrafya , nücum(Astroloji), tıb, devlet idaresi ve askeri bilgileri devrin meşhur alimlerinden tahsil etti. Üçüncü Osman Han’ın vefatı üzerine 30 Ekim 1757′de hükümdar oldu.



Cülusunu (Tahta geçişini) müteakib ilan ettiği Adaletname ile reayanın vaziyetini düzeltti. Hazineyi zenginleştirmek için tedbir aldı. Devletin maliyesine zarar veren, zahmetsiz karlar peşinde koşan yahudi ve hıristiyan taifesinin sıkı kontrol altına alınmasını sağladı. Osmanlı Devleti’ni askeri bakımdan kalkındırmak için topçu sınıfını ıslah, tophaneyi tanzim ve mühemdis mektebini te’sis yoluna gitti. Ordunun artan top ihtiyacına cevap vermek üzere Hasköy’de modern bir top dökümhanesi kuruldu. Bu iş için bilhassa Fransız ordusunda hizmet görmüş bulunan Baron de Tott’dan istifade edildi. Donanma faaliyetleri ele alınıp gemi inşaası hızlandırıldı.



Bu arada Urban eşkiyasının faaliyetleri, hac yolunu tehlikeye düşürmüştü. Bu olaylara sebep olan Beni Harb kabilesi şiddetle cezalandırıldı. İsyan eden Eflak voyvodası yakalanarak hapsedildi. Çıldır, Kars, Karaman, Aydın, Kıbrıs, Bosna ve Karadağ’da meydana gelen disiplinsizliklere karşı tedbirler alındı.

Üçüncü Mustafa Han dış siyasette daima temkinli hareket ederek sulh ve sükunu muhafaza etti. Fransa ve Prusya arasında yedi yıl devam eden savaşlara tarafların tahriklerine rağmen katılmadı. Osmanlı Devleti’ni bu devrede savaştan uzak tutan devlet adamları arasında bilhassa Sadrazam Koca Ragıb Paşa önemli bir yer tutmaktadır. Nitekim Ragıb Paşa’dan sonra devlet idaresinde söz sahibi olan paşalar arada daimi olarak bir ihtilaf bulunan Rusya ile harbe sebebiyet verdiler(1769). Osmanlı Kuvvetleri başlangıçta Kırım’da ve Tuna boylarında ağır yenilgiler aldı. İbrail, Bender, Kefe, Yenikale ve Kerç gibi müstahkem yerler Ruslar tarafından işgal olundu. Rus donanması Çeşme limanında yakaladığı Osmanlı donanmasına baskın düzenliyerek yaktı.




Bu mağlubiyetler üzerine idarede değişiklikler yapan Mustafa Han, Silahdar Mehmed Paşa’yı sadrazamlığa, Cezayirli Hasan Paşa’yı Kaptan-ı Derya’lığa, Muhsinzade Mehmed Paşa’yı Vidin seraskerliğine, Kırım Hanlığına da Üçüncü Selim Giray’ı detirdi. Bu tayinler ve fermanlarla vaziyeti düzeltmeye muvaffak olan Mustafa Han, Rusların Tuna Boylarındaki ilerlemesini önledi.1772′de başlayan sulh görüşmeleri muvaffakiyetsizlikle neticelendi. Yeniden başlayan savaşta Rusların Dobruca ve Kuzeydoğu Bulgaristan’daki Osmanlı Kasabalarını aldıktan sonra akıl almaz barbarlıklarla tahribetmeleri ve müslüman halkını küçük bebeklere varıncaya kadar, türlü işkencelerle öldürmeleri Mustafa Han’ın üzüntüden hastalanmasına ve 21 Ocak 1774′de bir cuma günü öğle ezanı okunurken hayata gözlerini yummasına sebeb oldu. Cenazesi Laleli Camii yanında bulunan türbesine defnedildi. Türbesinin başucunda yer alan bir çekmece içerisinde Peygamber efendimizin kadem-i şerifi ( Mübarek ayak izi) bulunmaktadır.



Üçüncü Mustafa Han, dindar, çalışkan, adil, hamiyetli bir padişahtı. Verdiği vazifeleri takib eder, mes’ullerinden hesap sorardı. Saltanatı boyunca devleti kalkındırmakla uğraştı. Fakat ne yazık ki, bu hususlarda kendisine yardımcı olacak devlet adamlarından mahrumdu. O bu sıkıntısını şu ktasıyla dile getirdi.

Yıkıluptur bu cihan sanma ki bizde düzele,
Devleti Çerh-i deni verdi kamu mübtezele
Şimdi ebvab-ı saadette gezen hep hazele
İşimiz kaldı hemen merhamet-i lem-Yezel’e



Üçüncü Mustafa Han ilme ve alimlere büyük değer verirdi. Alimleri huzurunda toplar, münazaralar yaptırır ve onları cömertce mükafatlandırırdı. Cihangir mahlasıyla şiirler yazdı. Padişahlığı zamanında sonradan çıkan Rusya harbinden dolayı memlekette başlayan sıkıntı ve buhrana rağmen, evvelce başladığı hayır ve imar işlerini mümkün olduğu kadar devam ettirdi. Üsküdar’da Ayazma camii’ni yaptırdı. 1766 zelzelesinde büyük hasar gören Fatih ve Eyyüb Sultan camiilerini yeniden inşa ettirdi. Yine aynı faciada yıkılan yüzlerce abide ve evi çoğu eskisi gibi olmak üzere bir kaç yıl içinde yeniden yaptırdı. Davudpaşa kasrı ile Kapalıçarşı’yı, baruthane’yi, Saraçhane’yi, Tophane ve Kızkulesi’ni tamir ettirdi.

(2. Kaynak)

III. Mustafa, (d. 28 Ocak 1717 – ö. 21 Ocak 1774). 26. Osmanlı padişahıdır.



Babası Sultan III. Ahmet, annesi Mihrişah Sultan‘dır. Babasının 1730′da padişahlıktan çekilmesinden sonra yirmi yedi yıl kafes hayatı yaşamıştır. Amcasının oğlu III. Osman’ın ölümü üzerine 1757′de tahta geçmiştir.



Saltanatı

Başa geçtikten sonra sadrazam Koca Ragıp Paşa’yı görevde bıraktı. Malî durumu düzeltmek için sarayın giderlerini azalttı ve yolsuzlukların üzerine gitti ancak başarılı olamadı. Orduda topçu sınıfını düzeltmek için Baron de Tott’a “Sürat topçuları” adında askerî bir birlik kurdurdu. Rusların 1770′te Çeşme’de Osmanlı donanmasını yakmaları üzerine yeni bir donanma hazırlanmasına çalıştı. Bu donanmanıın subaylarını yetiştirmek üzere 1773 yılında Mühendishane-i Bahr-i Hümayun’u kurdurdu. Laleli Camii’ni yaptırdı. Ayrıca depremde yıkılan Fatih Camii’ni yeniden yaptırdı.



Saltanatının son dönemine 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı hâkim oldu. III. Mustafa ordusunun zayıflığını bilmekle beraber II. Katerina döneminde Rusya’nın Lehistan’a yaptığı müdaheleler yüzünden Rusya’ya karşı savaş ilan etti. Savaş sırasında Baltık Denizi’nden yola çekan Rus Donanması Çeşme’de Osmanlı donanmasını yaktı. III. Mustafa savaşı bitirmek için girişimlerde bulundu ancak başarılı olamadı. Savaş sürerken öldü. Laleli de kendi yaptırdığı Laleli Külliyesi nin içindeki III.Mustafa Türbesi’nde yatmaktadır. Osmanlı Devletinde ilk kez iç borçlanmaya gidilmiş,Galata Bankerlerinden borç alınmıştır(Esham Sistemi) Donanma güçlendirilmiştir.

(3. Kaynak)

Yirmi altıncı Osmanlı sultanı. İslâm halîfelerinin doksan birincisidir. 28 Şubat 1717′de İstanbul’da doğdu. Babası Üçüncü Ahmed Han, annesi Mihrişâh Sultandır. Şehzâdeliğinde iyi bir eğitim ve öğretim gördü. Yüksek din ilimleri, edebiyât, târih, coğrafya, askerî bilgileri devrin meşhur âlimlerinden tahsil etti. Üçüncü Mustafa Han, Üçüncü Osman Hanın vefâtıyla, 30 Ekim 1757′de hükümdâr oldu. Çalışkan ve azim sâhibiydi. Devlet işlerini iyi tâkip ederek, mâlî ve askerî sâhalarda ıslâhatlar yapmak istedi. Saltanatının ilk yılları, sulh ve sükûn içinde geçti. İlk sadrâzamı Koca Râgıb Paşayı, tahta çıkışından vefâtına kadar vazîfesinde tuttu. Avrupa devletleri arasında cereyân eden (1756-1763) “Yedi Yıl Savaşları’nda” müttefiklerden her biri, Osmanlı Devletinin kendi safına katılmasını teklif etti. Prusya ve Fransa, ittifaklarına katılmaları hâlinde, siyâsî, askerî ve mâlî vaadlerde bulundular. Teklifleri dikkatle tâkip eden Mustafa Han ve devlet adamları, ittifak sâhiplerinin çıkarcı ve plânlı hareketlerini yerinde teşhis edip, onları ustalıkla oyaladılar. Süratle ordunun, donanmanın teçhizine ve yenilenmesine, mâliyenin iyice düzeltilip, takviyesine başlanıldı. Huduttaki Hotin, Bender ve Özü kaleleri, ihtiyaten takviye kuvvetlerle tahkim edildi. İstanbul’da bulunan Baron de Tott, Tophâneyi tanzim etmekle vazifelendirildi. Baron de Tott, Tophâneyi ıslah ederek yeni toplar döktürdü. İstanbul ve Çanakkale boğazlarının tahkim ve müdâfaası için, Boğaz içindeki kalelerin plânlarının tanzimiyle Hasköy’de yeni bir top dökümhânesi yapılması, orduda kullanılan kayık köprü sisteminin tâdili ve top arabalarının yeni tertip üzere düzenlenmesi gibi yenilikler yapıldı. Üçüncü Mustafa Han, yapılan işleri bizzat kontrol eder ve görürdü.



Avrupa’da Yedi Yıl Savaşları bitip, iki ayrı ittifaktan olmalarına rağmen, Prusya ve Rusya’nın anlaşmasıyla, Lehistan paylaşıldı. Rus işgâl ve zulmüne karşı, hürriyet ve istiklâlin vazgeçilmez savunucusu Osmanlı Devletinden yardım isteyen Leh milliyetçileri (Polonezk), Osmanlı hudûdundan geçerek Balta’ya sığındılar. Bunları, Rus ordusunun tâkip etmesi ve tecâvüz ettikleri topraklarda Lehlilerle berâber Osmanlı ahâlisini de kılıçtan geçirip, kasabayı yakıp yıkmaları, 18 Eylül 1739′da Belgrad’da kabul edilen süresiz Osmanlı-Avusturya-Rusya Antlaşmasının bozulmasına sebep oldu. Osmanlı Devletinin hükümranlık hakkını korumak, Rusya’nın Lehistan’a yerleşmesine engel olmak ve sahte beyânatlarla Lehistan işgâlini dünyâ kamu oyunda geçiştirmeye çalışıp dostu Kont Stanislaw Doniatowski vâsıtasıyla Balta’da zulüm yaptıran Rus Çariçesi İkinci Katerina’ya haddini bildirmek için toplanan dîvanda, Rusya’ya sefer için karar verildi. 8 Ekim 1768′de Rusya’ya savaş açıldı. Rusya’da bulunan Osmanlı ticâret heyetinin iâdesi için İstanbul’daki Rus sefiri Obreskoff Yedikule’de hapsedildi. Osmanlı Devletine tâbi Kırım Hanı Kırım-Giray’ın orduları 1769 Şubatında Güney Rusya’ya girerek Rusları yendi ve yüz binden çok esir alarak, döndü. Târihte ahlâksızlığı ile meşhur olan Çariçe Katerina, Kırım-Giray Hanı, Bahçesaray şehrinde saray hekimi olan bir Rum doktoru vâsıtası ile zehirleterek öldürttü. 27 Mart 1769′da Serdar-ı ekrem vazîfesiyle Rus Seferine çıkan Sadrâzam Yağlıkçızâde Mehmed Emin Paşa, 1 Mayıs 1769′da ilk Hotin Zaferini kazandı.



Lehistan’ı himâye için girişilen savaşta, Birinci Hotin Zaferinin ardından tekrar saldıran Ruslara karşı 12 Ağustos 1769′da Hotin’de ikinci bir zafer daha kazanıldı. Yağlıkçızâde’den sonra sadrâzamlığa getirilen Moldovanlı Ali Paşa, Rus Seferine serdar tâyin edildi. Ali Paşa, Turla Nehrinden orduyu geçirirken köprünün yıkılmasıyla büyük bir fâcia meydana geldi. Ayrıca, Yeniçerilerin artan itâatsizliği ve muhârebelerden kaçması, ateşli silahların gereği gibi kullanılmamasından, Rus orduları, Kırım Hanlığı topraklarına ve Romanya’ya girdi. 21 Eylül 1769′da Hotin, Rusların işgâline uğradı. İngiltere ve Fransa’nın askerî yardım ve siyâsî desteğiyle, Baltık Denizinden gönderilen Rus Donanması Cebelitârık Boğazını geçerek Akdeniz’e girdi. Bununla, Çar Deli Petro (1682-1725) tarafından sistemleştirilen sıcak denizlere inme projesi Batıdan da destek ve yardım görmüş oldu. Bir Osmanlı Ülkesi olan Mora Yarımadasında Ortodoksluğun hâmisi rolüyle Slavlık propagandası yapan Rus donanmasındaki subaylar, Koron, Modon, Navarin, Patras, Anabolu, Tripoliçe, Kalamota ve Isparta’da âsi Rumlar ile işbirliğine girerek, buradaki Müslüman ahâliye, müttefikleri Avrupa devletlerinden de tepki gören vahşîce katliamlar yaptırdılar. Bunun üzerine Mora Serdarlığına tâyin edilen Kaptan-ı Deryâ Mandalzâde Hüsâmeddîn Paşanın Mora Çıkartmasıyla Rumlar geri çekilip, yetmiş bin kişilik Maynot-Rum ordusu, Tripoliçe’de 9 Nisan 1770′te bozuldu. Hüsâmeddîn Paşaya ‘Mora Fâtihi’ unvânı verilip, bölgedeki âsiler temizlendi. Ruslar geri çekildi.



Akdeniz’deki Rus donanması, Osmanlılar tarafından devamlı tâciz edildiyse de fırsatlardan istifâde eden Ruslar, İngiliz subaylarının da yardımı ile Çeşme limanındaki Osmanlı donanmasını yaktılar.



Osmanlı donanması yanarak imhâ olunca, İngiliz amirali ve Rus donanma komutanı, Boğazları tehdit etmek istediler. Fakat tahkim ve müdâfaadan ürküp, cesâret edemediler. Çeşme fâciasından sonra, Tuna boyundaki Kartal Ovasında bulunan Osmanlı ordusu, Yeniçerilerin itaatsizliği yüzünden, 1 Ağustos 1770′te bozguna uğradı. 1771 yazında Kırım’ın işgâlinden başka, General Tatloben idâresindeki Rus ordusu, Ahıska bölgesinde bozguna uğrayıp, geri çekildi.



2 Ağustos 1771′de Özü (Kırım), 12 Eylül 1771′de Yerköyü (Romanya), 29 Haziran 1773′te Silistre (Romanya), 20 Ekim 1773′te Varna (Bulgaristan) zaferleri kazanıldı. Sultan Üçüncü Mustafa Han, beş yıldan beri devâm eden Rus Seferini netîcelendirmek için hazırlanırken, 21 Ocak 1774′te vefât etti. 1768-1774 Osmanlı-Rus Harbi, Birinci Abdülhamid Han devrinde, zafer kazanılmasına bakılmaksızın, 21 Temmuz 1774′te imzâlanan Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla aleyhte netîcelendi. (Bkz. Küçük Kaynarca Antlaşması)



Üçüncü Mustafa Han devrinde, Osmanlı ülkesi, içeride sulh ve sükûn içindeydi. 22 Mayıs 1766 İstanbul zelzelesinden başka tabiî âfet olmadı. Osmanlı Rus Harbi esnâsında, Mısır’da Kölemenli Cin Ali Beyin Suriye, Filistin ve Arabistan’daki isyânı, 1 Mayıs 1773′te Sâlihiyye’de mağlûbiyetiyle bastırıldı. Balkanlarda Rus yayılma siyâsetinde Ortodoksluğun hâmisi rolüyle Mora’da Slavlık propagandası yapılıp, isyân çıkarıldı. Kısa zamanda bastırılıp, Osmanlı ordusunun 9 Nisan 1770 zaferiyle netîcelendirilerek, bölgede sulh ve sükûn sağlandı. Dış politikada, devletlerin büyük menfaatleri karşılığı teklif ettikleri siyâsî ve askerî ittifaklar kabûl edilmedi. Osmanlı-Rus Harbinde de görüldüğü gibi ittifak tekliflerinin samîmiyetsizce olduğu meydana çıktı. Lehistan (Polonya) milliyetçilerinin ‘Türk atları Vistül’de sulanmadıkça Polonyalılara hürriyet yok’ sözü Osmanlılardan yardım istemelerinden kalmıştır.



Bütün Osmanlı sultanları gibi yüksek din ve fen ilimlerinde devrin en iyi hocalarından ders görerek yetiştirilen Üçüncü Mustafa Han, dindâr, âdil, çalışkan, azimli, hamiyetli, metin, hassas ve ilme, âlimlere hürmetkârdı. Devrin âlimleri seviyesinde ilmi vardı. Güzel konuşur ve yazardı. ‘Cihângir’ mahlasıyla yazdığı şiirleri vardır. Çok kitap okurdu. Dış ülkelerden yazılmış kitapları da getirtir, incelerdi. Doğu ve Batı kültürüne vâkıftı.



Yapılan icraatları bizzât yerinde kontrol ederdi. Askeri ve donanmayı teftiş etmeyi, tebdil gezmek, ata binmek, avlanmak ve gezi yapmayı severdi. Askerî, idarî ve mâlî birçok ıslahatlarda bulundu. Çok hayırseverdi. Âlimlere ve ahâliye cömertçe ihsânlarda bulunurdu. Süveyş’te kanal açmak, Sakarya Nehrini, Sapanca Gölü üzerinden İzmit Körfezine bağlamak gibi düşünceleri vardı.



Birçok hayır müessesesi, askerî ve sivil eser yaptırdı. Lâleli Câmii ve yanındaki türbesi, Çakmakçılar’da kendi adıyla bir câmi, Kadıköy’de İskele Câmii Paşabahçe’de İncirliköy Câmii, Üsküdar’da Ayazma Câmii ve zelzelelerde hasara uğraması üzerine yenilediği Fâtih Câmii, yaptırdığı eserlerden bâzılarıdır. 1773′te Deniz Harb Okulunun temelini teşkil eden Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyûn ve teknik üniversite mâhiyetindeki Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn açıldı. Zamânında Tüfeklere süngü takıldı. Islahatçı bir hükümdâr olan Üçüncü Mustafa Hanın icraatlarını, oğlu Üçüncü Selim Han (1789-1807) devâm ettirdi.

_________________
..
HAYATIMIN İSMİSİN
ZAMANIN İLACI
HAYATIN TADI
SONSUZLUĞUN VARLIĞIMSIN.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://samanyolu.forumup.com
samanyolu
Admin
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 27124
Yaş : 49
Nerden : İstanbul
İş/Hobiler : yazar
Lakap : yazar
Kayıt tarihi : 12/04/08

MesajKonu: Geri: Gemiler Haliç'e karadan indirildi!   Perş. Ekim 31, 2013 3:55 pm

3. Mustafa Han
(Türk Kağanları ve Sultanları)

(1. Kaynak)

Osmanlı Sultanlarının yirmialtıncısı ve islam halifelerinin doksan birincisi. Küçüklüğünden itibaren iyi bir eğitim ve öğretim gördü. Yüksek din ilimleri, Edebiyat, tarih, coğrafya , nücum(Astroloji), tıb, devlet idaresi ve askeri bilgileri devrin meşhur alimlerinden tahsil etti. Üçüncü Osman Han’ın vefatı üzerine 30 Ekim 1757′de hükümdar oldu.



Cülusunu (Tahta geçişini) müteakib ilan ettiği Adaletname ile reayanın vaziyetini düzeltti. Hazineyi zenginleştirmek için tedbir aldı. Devletin maliyesine zarar veren, zahmetsiz karlar peşinde koşan yahudi ve hıristiyan taifesinin sıkı kontrol altına alınmasını sağladı. Osmanlı Devleti’ni askeri bakımdan kalkındırmak için topçu sınıfını ıslah, tophaneyi tanzim ve mühemdis mektebini te’sis yoluna gitti. Ordunun artan top ihtiyacına cevap vermek üzere Hasköy’de modern bir top dökümhanesi kuruldu. Bu iş için bilhassa Fransız ordusunda hizmet görmüş bulunan Baron de Tott’dan istifade edildi. Donanma faaliyetleri ele alınıp gemi inşaası hızlandırıldı.



Bu arada Urban eşkiyasının faaliyetleri, hac yolunu tehlikeye düşürmüştü. Bu olaylara sebep olan Beni Harb kabilesi şiddetle cezalandırıldı. İsyan eden Eflak voyvodası yakalanarak hapsedildi. Çıldır, Kars, Karaman, Aydın, Kıbrıs, Bosna ve Karadağ’da meydana gelen disiplinsizliklere karşı tedbirler alındı.

Üçüncü Mustafa Han dış siyasette daima temkinli hareket ederek sulh ve sükunu muhafaza etti. Fransa ve Prusya arasında yedi yıl devam eden savaşlara tarafların tahriklerine rağmen katılmadı. Osmanlı Devleti’ni bu devrede savaştan uzak tutan devlet adamları arasında bilhassa Sadrazam Koca Ragıb Paşa önemli bir yer tutmaktadır. Nitekim Ragıb Paşa’dan sonra devlet idaresinde söz sahibi olan paşalar arada daimi olarak bir ihtilaf bulunan Rusya ile harbe sebebiyet verdiler(1769). Osmanlı Kuvvetleri başlangıçta Kırım’da ve Tuna boylarında ağır yenilgiler aldı. İbrail, Bender, Kefe, Yenikale ve Kerç gibi müstahkem yerler Ruslar tarafından işgal olundu. Rus donanması Çeşme limanında yakaladığı Osmanlı donanmasına baskın düzenliyerek yaktı.




Bu mağlubiyetler üzerine idarede değişiklikler yapan Mustafa Han, Silahdar Mehmed Paşa’yı sadrazamlığa, Cezayirli Hasan Paşa’yı Kaptan-ı Derya’lığa, Muhsinzade Mehmed Paşa’yı Vidin seraskerliğine, Kırım Hanlığına da Üçüncü Selim Giray’ı detirdi. Bu tayinler ve fermanlarla vaziyeti düzeltmeye muvaffak olan Mustafa Han, Rusların Tuna Boylarındaki ilerlemesini önledi.1772′de başlayan sulh görüşmeleri muvaffakiyetsizlikle neticelendi. Yeniden başlayan savaşta Rusların Dobruca ve Kuzeydoğu Bulgaristan’daki Osmanlı Kasabalarını aldıktan sonra akıl almaz barbarlıklarla tahribetmeleri ve müslüman halkını küçük bebeklere varıncaya kadar, türlü işkencelerle öldürmeleri Mustafa Han’ın üzüntüden hastalanmasına ve 21 Ocak 1774′de bir cuma günü öğle ezanı okunurken hayata gözlerini yummasına sebeb oldu. Cenazesi Laleli Camii yanında bulunan türbesine defnedildi. Türbesinin başucunda yer alan bir çekmece içerisinde Peygamber efendimizin kadem-i şerifi ( Mübarek ayak izi) bulunmaktadır.



Üçüncü Mustafa Han, dindar, çalışkan, adil, hamiyetli bir padişahtı. Verdiği vazifeleri takib eder, mes’ullerinden hesap sorardı. Saltanatı boyunca devleti kalkındırmakla uğraştı. Fakat ne yazık ki, bu hususlarda kendisine yardımcı olacak devlet adamlarından mahrumdu. O bu sıkıntısını şu ktasıyla dile getirdi.

Yıkıluptur bu cihan sanma ki bizde düzele,
Devleti Çerh-i deni verdi kamu mübtezele
Şimdi ebvab-ı saadette gezen hep hazele
İşimiz kaldı hemen merhamet-i lem-Yezel’e



Üçüncü Mustafa Han ilme ve alimlere büyük değer verirdi. Alimleri huzurunda toplar, münazaralar yaptırır ve onları cömertce mükafatlandırırdı. Cihangir mahlasıyla şiirler yazdı. Padişahlığı zamanında sonradan çıkan Rusya harbinden dolayı memlekette başlayan sıkıntı ve buhrana rağmen, evvelce başladığı hayır ve imar işlerini mümkün olduğu kadar devam ettirdi. Üsküdar’da Ayazma camii’ni yaptırdı. 1766 zelzelesinde büyük hasar gören Fatih ve Eyyüb Sultan camiilerini yeniden inşa ettirdi. Yine aynı faciada yıkılan yüzlerce abide ve evi çoğu eskisi gibi olmak üzere bir kaç yıl içinde yeniden yaptırdı. Davudpaşa kasrı ile Kapalıçarşı’yı, baruthane’yi, Saraçhane’yi, Tophane ve Kızkulesi’ni tamir ettirdi.

(2. Kaynak)

III. Mustafa, (d. 28 Ocak 1717 – ö. 21 Ocak 1774). 26. Osmanlı padişahıdır.



Babası Sultan III. Ahmet, annesi Mihrişah Sultan‘dır. Babasının 1730′da padişahlıktan çekilmesinden sonra yirmi yedi yıl kafes hayatı yaşamıştır. Amcasının oğlu III. Osman’ın ölümü üzerine 1757′de tahta geçmiştir.



Saltanatı

Başa geçtikten sonra sadrazam Koca Ragıp Paşa’yı görevde bıraktı. Malî durumu düzeltmek için sarayın giderlerini azalttı ve yolsuzlukların üzerine gitti ancak başarılı olamadı. Orduda topçu sınıfını düzeltmek için Baron de Tott’a “Sürat topçuları” adında askerî bir birlik kurdurdu. Rusların 1770′te Çeşme’de Osmanlı donanmasını yakmaları üzerine yeni bir donanma hazırlanmasına çalıştı. Bu donanmanıın subaylarını yetiştirmek üzere 1773 yılında Mühendishane-i Bahr-i Hümayun’u kurdurdu. Laleli Camii’ni yaptırdı. Ayrıca depremde yıkılan Fatih Camii’ni yeniden yaptırdı.



Saltanatının son dönemine 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı hâkim oldu. III. Mustafa ordusunun zayıflığını bilmekle beraber II. Katerina döneminde Rusya’nın Lehistan’a yaptığı müdaheleler yüzünden Rusya’ya karşı savaş ilan etti. Savaş sırasında Baltık Denizi’nden yola çekan Rus Donanması Çeşme’de Osmanlı donanmasını yaktı. III. Mustafa savaşı bitirmek için girişimlerde bulundu ancak başarılı olamadı. Savaş sürerken öldü. Laleli de kendi yaptırdığı Laleli Külliyesi nin içindeki III.Mustafa Türbesi’nde yatmaktadır. Osmanlı Devletinde ilk kez iç borçlanmaya gidilmiş,Galata Bankerlerinden borç alınmıştır(Esham Sistemi) Donanma güçlendirilmiştir.

(3. Kaynak)

Yirmi altıncı Osmanlı sultanı. İslâm halîfelerinin doksan birincisidir. 28 Şubat 1717′de İstanbul’da doğdu. Babası Üçüncü Ahmed Han, annesi Mihrişâh Sultandır. Şehzâdeliğinde iyi bir eğitim ve öğretim gördü. Yüksek din ilimleri, edebiyât, târih, coğrafya, askerî bilgileri devrin meşhur âlimlerinden tahsil etti. Üçüncü Mustafa Han, Üçüncü Osman Hanın vefâtıyla, 30 Ekim 1757′de hükümdâr oldu. Çalışkan ve azim sâhibiydi. Devlet işlerini iyi tâkip ederek, mâlî ve askerî sâhalarda ıslâhatlar yapmak istedi. Saltanatının ilk yılları, sulh ve sükûn içinde geçti. İlk sadrâzamı Koca Râgıb Paşayı, tahta çıkışından vefâtına kadar vazîfesinde tuttu. Avrupa devletleri arasında cereyân eden (1756-1763) “Yedi Yıl Savaşları’nda” müttefiklerden her biri, Osmanlı Devletinin kendi safına katılmasını teklif etti. Prusya ve Fransa, ittifaklarına katılmaları hâlinde, siyâsî, askerî ve mâlî vaadlerde bulundular. Teklifleri dikkatle tâkip eden Mustafa Han ve devlet adamları, ittifak sâhiplerinin çıkarcı ve plânlı hareketlerini yerinde teşhis edip, onları ustalıkla oyaladılar. Süratle ordunun, donanmanın teçhizine ve yenilenmesine, mâliyenin iyice düzeltilip, takviyesine başlanıldı. Huduttaki Hotin, Bender ve Özü kaleleri, ihtiyaten takviye kuvvetlerle tahkim edildi. İstanbul’da bulunan Baron de Tott, Tophâneyi tanzim etmekle vazifelendirildi. Baron de Tott, Tophâneyi ıslah ederek yeni toplar döktürdü. İstanbul ve Çanakkale boğazlarının tahkim ve müdâfaası için, Boğaz içindeki kalelerin plânlarının tanzimiyle Hasköy’de yeni bir top dökümhânesi yapılması, orduda kullanılan kayık köprü sisteminin tâdili ve top arabalarının yeni tertip üzere düzenlenmesi gibi yenilikler yapıldı. Üçüncü Mustafa Han, yapılan işleri bizzat kontrol eder ve görürdü.



Avrupa’da Yedi Yıl Savaşları bitip, iki ayrı ittifaktan olmalarına rağmen, Prusya ve Rusya’nın anlaşmasıyla, Lehistan paylaşıldı. Rus işgâl ve zulmüne karşı, hürriyet ve istiklâlin vazgeçilmez savunucusu Osmanlı Devletinden yardım isteyen Leh milliyetçileri (Polonezk), Osmanlı hudûdundan geçerek Balta’ya sığındılar. Bunları, Rus ordusunun tâkip etmesi ve tecâvüz ettikleri topraklarda Lehlilerle berâber Osmanlı ahâlisini de kılıçtan geçirip, kasabayı yakıp yıkmaları, 18 Eylül 1739′da Belgrad’da kabul edilen süresiz Osmanlı-Avusturya-Rusya Antlaşmasının bozulmasına sebep oldu. Osmanlı Devletinin hükümranlık hakkını korumak, Rusya’nın Lehistan’a yerleşmesine engel olmak ve sahte beyânatlarla Lehistan işgâlini dünyâ kamu oyunda geçiştirmeye çalışıp dostu Kont Stanislaw Doniatowski vâsıtasıyla Balta’da zulüm yaptıran Rus Çariçesi İkinci Katerina’ya haddini bildirmek için toplanan dîvanda, Rusya’ya sefer için karar verildi. 8 Ekim 1768′de Rusya’ya savaş açıldı. Rusya’da bulunan Osmanlı ticâret heyetinin iâdesi için İstanbul’daki Rus sefiri Obreskoff Yedikule’de hapsedildi. Osmanlı Devletine tâbi Kırım Hanı Kırım-Giray’ın orduları 1769 Şubatında Güney Rusya’ya girerek Rusları yendi ve yüz binden çok esir alarak, döndü. Târihte ahlâksızlığı ile meşhur olan Çariçe Katerina, Kırım-Giray Hanı, Bahçesaray şehrinde saray hekimi olan bir Rum doktoru vâsıtası ile zehirleterek öldürttü. 27 Mart 1769′da Serdar-ı ekrem vazîfesiyle Rus Seferine çıkan Sadrâzam Yağlıkçızâde Mehmed Emin Paşa, 1 Mayıs 1769′da ilk Hotin Zaferini kazandı.



Lehistan’ı himâye için girişilen savaşta, Birinci Hotin Zaferinin ardından tekrar saldıran Ruslara karşı 12 Ağustos 1769′da Hotin’de ikinci bir zafer daha kazanıldı. Yağlıkçızâde’den sonra sadrâzamlığa getirilen Moldovanlı Ali Paşa, Rus Seferine serdar tâyin edildi. Ali Paşa, Turla Nehrinden orduyu geçirirken köprünün yıkılmasıyla büyük bir fâcia meydana geldi. Ayrıca, Yeniçerilerin artan itâatsizliği ve muhârebelerden kaçması, ateşli silahların gereği gibi kullanılmamasından, Rus orduları, Kırım Hanlığı topraklarına ve Romanya’ya girdi. 21 Eylül 1769′da Hotin, Rusların işgâline uğradı. İngiltere ve Fransa’nın askerî yardım ve siyâsî desteğiyle, Baltık Denizinden gönderilen Rus Donanması Cebelitârık Boğazını geçerek Akdeniz’e girdi. Bununla, Çar Deli Petro (1682-1725) tarafından sistemleştirilen sıcak denizlere inme projesi Batıdan da destek ve yardım görmüş oldu. Bir Osmanlı Ülkesi olan Mora Yarımadasında Ortodoksluğun hâmisi rolüyle Slavlık propagandası yapan Rus donanmasındaki subaylar, Koron, Modon, Navarin, Patras, Anabolu, Tripoliçe, Kalamota ve Isparta’da âsi Rumlar ile işbirliğine girerek, buradaki Müslüman ahâliye, müttefikleri Avrupa devletlerinden de tepki gören vahşîce katliamlar yaptırdılar. Bunun üzerine Mora Serdarlığına tâyin edilen Kaptan-ı Deryâ Mandalzâde Hüsâmeddîn Paşanın Mora Çıkartmasıyla Rumlar geri çekilip, yetmiş bin kişilik Maynot-Rum ordusu, Tripoliçe’de 9 Nisan 1770′te bozuldu. Hüsâmeddîn Paşaya ‘Mora Fâtihi’ unvânı verilip, bölgedeki âsiler temizlendi. Ruslar geri çekildi.



Akdeniz’deki Rus donanması, Osmanlılar tarafından devamlı tâciz edildiyse de fırsatlardan istifâde eden Ruslar, İngiliz subaylarının da yardımı ile Çeşme limanındaki Osmanlı donanmasını yaktılar.



Osmanlı donanması yanarak imhâ olunca, İngiliz amirali ve Rus donanma komutanı, Boğazları tehdit etmek istediler. Fakat tahkim ve müdâfaadan ürküp, cesâret edemediler. Çeşme fâciasından sonra, Tuna boyundaki Kartal Ovasında bulunan Osmanlı ordusu, Yeniçerilerin itaatsizliği yüzünden, 1 Ağustos 1770′te bozguna uğradı. 1771 yazında Kırım’ın işgâlinden başka, General Tatloben idâresindeki Rus ordusu, Ahıska bölgesinde bozguna uğrayıp, geri çekildi.



2 Ağustos 1771′de Özü (Kırım), 12 Eylül 1771′de Yerköyü (Romanya), 29 Haziran 1773′te Silistre (Romanya), 20 Ekim 1773′te Varna (Bulgaristan) zaferleri kazanıldı. Sultan Üçüncü Mustafa Han, beş yıldan beri devâm eden Rus Seferini netîcelendirmek için hazırlanırken, 21 Ocak 1774′te vefât etti. 1768-1774 Osmanlı-Rus Harbi, Birinci Abdülhamid Han devrinde, zafer kazanılmasına bakılmaksızın, 21 Temmuz 1774′te imzâlanan Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla aleyhte netîcelendi. (Bkz. Küçük Kaynarca Antlaşması)



Üçüncü Mustafa Han devrinde, Osmanlı ülkesi, içeride sulh ve sükûn içindeydi. 22 Mayıs 1766 İstanbul zelzelesinden başka tabiî âfet olmadı. Osmanlı Rus Harbi esnâsında, Mısır’da Kölemenli Cin Ali Beyin Suriye, Filistin ve Arabistan’daki isyânı, 1 Mayıs 1773′te Sâlihiyye’de mağlûbiyetiyle bastırıldı. Balkanlarda Rus yayılma siyâsetinde Ortodoksluğun hâmisi rolüyle Mora’da Slavlık propagandası yapılıp, isyân çıkarıldı. Kısa zamanda bastırılıp, Osmanlı ordusunun 9 Nisan 1770 zaferiyle netîcelendirilerek, bölgede sulh ve sükûn sağlandı. Dış politikada, devletlerin büyük menfaatleri karşılığı teklif ettikleri siyâsî ve askerî ittifaklar kabûl edilmedi. Osmanlı-Rus Harbinde de görüldüğü gibi ittifak tekliflerinin samîmiyetsizce olduğu meydana çıktı. Lehistan (Polonya) milliyetçilerinin ‘Türk atları Vistül’de sulanmadıkça Polonyalılara hürriyet yok’ sözü Osmanlılardan yardım istemelerinden kalmıştır.



Bütün Osmanlı sultanları gibi yüksek din ve fen ilimlerinde devrin en iyi hocalarından ders görerek yetiştirilen Üçüncü Mustafa Han, dindâr, âdil, çalışkan, azimli, hamiyetli, metin, hassas ve ilme, âlimlere hürmetkârdı. Devrin âlimleri seviyesinde ilmi vardı. Güzel konuşur ve yazardı. ‘Cihângir’ mahlasıyla yazdığı şiirleri vardır. Çok kitap okurdu. Dış ülkelerden yazılmış kitapları da getirtir, incelerdi. Doğu ve Batı kültürüne vâkıftı.



Yapılan icraatları bizzât yerinde kontrol ederdi. Askeri ve donanmayı teftiş etmeyi, tebdil gezmek, ata binmek, avlanmak ve gezi yapmayı severdi. Askerî, idarî ve mâlî birçok ıslahatlarda bulundu. Çok hayırseverdi. Âlimlere ve ahâliye cömertçe ihsânlarda bulunurdu. Süveyş’te kanal açmak, Sakarya Nehrini, Sapanca Gölü üzerinden İzmit Körfezine bağlamak gibi düşünceleri vardı.



Birçok hayır müessesesi, askerî ve sivil eser yaptırdı. Lâleli Câmii ve yanındaki türbesi, Çakmakçılar’da kendi adıyla bir câmi, Kadıköy’de İskele Câmii Paşabahçe’de İncirliköy Câmii, Üsküdar’da Ayazma Câmii ve zelzelelerde hasara uğraması üzerine yenilediği Fâtih Câmii, yaptırdığı eserlerden bâzılarıdır. 1773′te Deniz Harb Okulunun temelini teşkil eden Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyûn ve teknik üniversite mâhiyetindeki Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn açıldı. Zamânında Tüfeklere süngü takıldı. Islahatçı bir hükümdâr olan Üçüncü Mustafa Hanın icraatlarını, oğlu Üçüncü Selim Han (1789-1807) devâm ettirdi.

_________________
..
HAYATIMIN İSMİSİN
ZAMANIN İLACI
HAYATIN TADI
SONSUZLUĞUN VARLIĞIMSIN.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://samanyolu.forumup.com
samanyolu
Admin
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 27124
Yaş : 49
Nerden : İstanbul
İş/Hobiler : yazar
Lakap : yazar
Kayıt tarihi : 12/04/08

MesajKonu: Geri: Gemiler Haliç'e karadan indirildi!   Perş. Ekim 31, 2013 4:04 pm

3. Mustafa Han
(Türk Kağanları ve Sultanları)

(1. Kaynak)

Osmanlı Sultanlarının yirmialtıncısı ve islam halifelerinin doksan birincisi. Küçüklüğünden itibaren iyi bir eğitim ve öğretim gördü. Yüksek din ilimleri, Edebiyat, tarih, coğrafya , nücum(Astroloji), tıb, devlet idaresi ve askeri bilgileri devrin meşhur alimlerinden tahsil etti. Üçüncü Osman Han’ın vefatı üzerine 30 Ekim 1757′de hükümdar oldu.



Cülusunu (Tahta geçişini) müteakib ilan ettiği Adaletname ile reayanın vaziyetini düzeltti. Hazineyi zenginleştirmek için tedbir aldı. Devletin maliyesine zarar veren, zahmetsiz karlar peşinde koşan yahudi ve hıristiyan taifesinin sıkı kontrol altına alınmasını sağladı. Osmanlı Devleti’ni askeri bakımdan kalkındırmak için topçu sınıfını ıslah, tophaneyi tanzim ve mühemdis mektebini te’sis yoluna gitti. Ordunun artan top ihtiyacına cevap vermek üzere Hasköy’de modern bir top dökümhanesi kuruldu. Bu iş için bilhassa Fransız ordusunda hizmet görmüş bulunan Baron de Tott’dan istifade edildi. Donanma faaliyetleri ele alınıp gemi inşaası hızlandırıldı.



Bu arada Urban eşkiyasının faaliyetleri, hac yolunu tehlikeye düşürmüştü. Bu olaylara sebep olan Beni Harb kabilesi şiddetle cezalandırıldı. İsyan eden Eflak voyvodası yakalanarak hapsedildi. Çıldır, Kars, Karaman, Aydın, Kıbrıs, Bosna ve Karadağ’da meydana gelen disiplinsizliklere karşı tedbirler alındı.

Üçüncü Mustafa Han dış siyasette daima temkinli hareket ederek sulh ve sükunu muhafaza etti. Fransa ve Prusya arasında yedi yıl devam eden savaşlara tarafların tahriklerine rağmen katılmadı. Osmanlı Devleti’ni bu devrede savaştan uzak tutan devlet adamları arasında bilhassa Sadrazam Koca Ragıb Paşa önemli bir yer tutmaktadır. Nitekim Ragıb Paşa’dan sonra devlet idaresinde söz sahibi olan paşalar arada daimi olarak bir ihtilaf bulunan Rusya ile harbe sebebiyet verdiler(1769). Osmanlı Kuvvetleri başlangıçta Kırım’da ve Tuna boylarında ağır yenilgiler aldı. İbrail, Bender, Kefe, Yenikale ve Kerç gibi müstahkem yerler Ruslar tarafından işgal olundu. Rus donanması Çeşme limanında yakaladığı Osmanlı donanmasına baskın düzenliyerek yaktı.




Bu mağlubiyetler üzerine idarede değişiklikler yapan Mustafa Han, Silahdar Mehmed Paşa’yı sadrazamlığa, Cezayirli Hasan Paşa’yı Kaptan-ı Derya’lığa, Muhsinzade Mehmed Paşa’yı Vidin seraskerliğine, Kırım Hanlığına da Üçüncü Selim Giray’ı detirdi. Bu tayinler ve fermanlarla vaziyeti düzeltmeye muvaffak olan Mustafa Han, Rusların Tuna Boylarındaki ilerlemesini önledi.1772′de başlayan sulh görüşmeleri muvaffakiyetsizlikle neticelendi. Yeniden başlayan savaşta Rusların Dobruca ve Kuzeydoğu Bulgaristan’daki Osmanlı Kasabalarını aldıktan sonra akıl almaz barbarlıklarla tahribetmeleri ve müslüman halkını küçük bebeklere varıncaya kadar, türlü işkencelerle öldürmeleri Mustafa Han’ın üzüntüden hastalanmasına ve 21 Ocak 1774′de bir cuma günü öğle ezanı okunurken hayata gözlerini yummasına sebeb oldu. Cenazesi Laleli Camii yanında bulunan türbesine defnedildi. Türbesinin başucunda yer alan bir çekmece içerisinde Peygamber efendimizin kadem-i şerifi ( Mübarek ayak izi) bulunmaktadır.



Üçüncü Mustafa Han, dindar, çalışkan, adil, hamiyetli bir padişahtı. Verdiği vazifeleri takib eder, mes’ullerinden hesap sorardı. Saltanatı boyunca devleti kalkındırmakla uğraştı. Fakat ne yazık ki, bu hususlarda kendisine yardımcı olacak devlet adamlarından mahrumdu. O bu sıkıntısını şu ktasıyla dile getirdi.

Yıkıluptur bu cihan sanma ki bizde düzele,
Devleti Çerh-i deni verdi kamu mübtezele
Şimdi ebvab-ı saadette gezen hep hazele
İşimiz kaldı hemen merhamet-i lem-Yezel’e



Üçüncü Mustafa Han ilme ve alimlere büyük değer verirdi. Alimleri huzurunda toplar, münazaralar yaptırır ve onları cömertce mükafatlandırırdı. Cihangir mahlasıyla şiirler yazdı. Padişahlığı zamanında sonradan çıkan Rusya harbinden dolayı memlekette başlayan sıkıntı ve buhrana rağmen, evvelce başladığı hayır ve imar işlerini mümkün olduğu kadar devam ettirdi. Üsküdar’da Ayazma camii’ni yaptırdı. 1766 zelzelesinde büyük hasar gören Fatih ve Eyyüb Sultan camiilerini yeniden inşa ettirdi. Yine aynı faciada yıkılan yüzlerce abide ve evi çoğu eskisi gibi olmak üzere bir kaç yıl içinde yeniden yaptırdı. Davudpaşa kasrı ile Kapalıçarşı’yı, baruthane’yi, Saraçhane’yi, Tophane ve Kızkulesi’ni tamir ettirdi.

(2. Kaynak)

III. Mustafa, (d. 28 Ocak 1717 – ö. 21 Ocak 1774). 26. Osmanlı padişahıdır.



Babası Sultan III. Ahmet, annesi Mihrişah Sultan‘dır. Babasının 1730′da padişahlıktan çekilmesinden sonra yirmi yedi yıl kafes hayatı yaşamıştır. Amcasının oğlu III. Osman’ın ölümü üzerine 1757′de tahta geçmiştir.



Saltanatı

Başa geçtikten sonra sadrazam Koca Ragıp Paşa’yı görevde bıraktı. Malî durumu düzeltmek için sarayın giderlerini azalttı ve yolsuzlukların üzerine gitti ancak başarılı olamadı. Orduda topçu sınıfını düzeltmek için Baron de Tott’a “Sürat topçuları” adında askerî bir birlik kurdurdu. Rusların 1770′te Çeşme’de Osmanlı donanmasını yakmaları üzerine yeni bir donanma hazırlanmasına çalıştı. Bu donanmanıın subaylarını yetiştirmek üzere 1773 yılında Mühendishane-i Bahr-i Hümayun’u kurdurdu. Laleli Camii’ni yaptırdı. Ayrıca depremde yıkılan Fatih Camii’ni yeniden yaptırdı.



Saltanatının son dönemine 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı hâkim oldu. III. Mustafa ordusunun zayıflığını bilmekle beraber II. Katerina döneminde Rusya’nın Lehistan’a yaptığı müdaheleler yüzünden Rusya’ya karşı savaş ilan etti. Savaş sırasında Baltık Denizi’nden yola çekan Rus Donanması Çeşme’de Osmanlı donanmasını yaktı. III. Mustafa savaşı bitirmek için girişimlerde bulundu ancak başarılı olamadı. Savaş sürerken öldü. Laleli de kendi yaptırdığı Laleli Külliyesi nin içindeki III.Mustafa Türbesi’nde yatmaktadır. Osmanlı Devletinde ilk kez iç borçlanmaya gidilmiş,Galata Bankerlerinden borç alınmıştır(Esham Sistemi) Donanma güçlendirilmiştir.

(3. Kaynak)

Yirmi altıncı Osmanlı sultanı. İslâm halîfelerinin doksan birincisidir. 28 Şubat 1717′de İstanbul’da doğdu. Babası Üçüncü Ahmed Han, annesi Mihrişâh Sultandır. Şehzâdeliğinde iyi bir eğitim ve öğretim gördü. Yüksek din ilimleri, edebiyât, târih, coğrafya, askerî bilgileri devrin meşhur âlimlerinden tahsil etti. Üçüncü Mustafa Han, Üçüncü Osman Hanın vefâtıyla, 30 Ekim 1757′de hükümdâr oldu. Çalışkan ve azim sâhibiydi. Devlet işlerini iyi tâkip ederek, mâlî ve askerî sâhalarda ıslâhatlar yapmak istedi. Saltanatının ilk yılları, sulh ve sükûn içinde geçti. İlk sadrâzamı Koca Râgıb Paşayı, tahta çıkışından vefâtına kadar vazîfesinde tuttu. Avrupa devletleri arasında cereyân eden (1756-1763) “Yedi Yıl Savaşları’nda” müttefiklerden her biri, Osmanlı Devletinin kendi safına katılmasını teklif etti. Prusya ve Fransa, ittifaklarına katılmaları hâlinde, siyâsî, askerî ve mâlî vaadlerde bulundular. Teklifleri dikkatle tâkip eden Mustafa Han ve devlet adamları, ittifak sâhiplerinin çıkarcı ve plânlı hareketlerini yerinde teşhis edip, onları ustalıkla oyaladılar. Süratle ordunun, donanmanın teçhizine ve yenilenmesine, mâliyenin iyice düzeltilip, takviyesine başlanıldı. Huduttaki Hotin, Bender ve Özü kaleleri, ihtiyaten takviye kuvvetlerle tahkim edildi. İstanbul’da bulunan Baron de Tott, Tophâneyi tanzim etmekle vazifelendirildi. Baron de Tott, Tophâneyi ıslah ederek yeni toplar döktürdü. İstanbul ve Çanakkale boğazlarının tahkim ve müdâfaası için, Boğaz içindeki kalelerin plânlarının tanzimiyle Hasköy’de yeni bir top dökümhânesi yapılması, orduda kullanılan kayık köprü sisteminin tâdili ve top arabalarının yeni tertip üzere düzenlenmesi gibi yenilikler yapıldı. Üçüncü Mustafa Han, yapılan işleri bizzat kontrol eder ve görürdü.



Avrupa’da Yedi Yıl Savaşları bitip, iki ayrı ittifaktan olmalarına rağmen, Prusya ve Rusya’nın anlaşmasıyla, Lehistan paylaşıldı. Rus işgâl ve zulmüne karşı, hürriyet ve istiklâlin vazgeçilmez savunucusu Osmanlı Devletinden yardım isteyen Leh milliyetçileri (Polonezk), Osmanlı hudûdundan geçerek Balta’ya sığındılar. Bunları, Rus ordusunun tâkip etmesi ve tecâvüz ettikleri topraklarda Lehlilerle berâber Osmanlı ahâlisini de kılıçtan geçirip, kasabayı yakıp yıkmaları, 18 Eylül 1739′da Belgrad’da kabul edilen süresiz Osmanlı-Avusturya-Rusya Antlaşmasının bozulmasına sebep oldu. Osmanlı Devletinin hükümranlık hakkını korumak, Rusya’nın Lehistan’a yerleşmesine engel olmak ve sahte beyânatlarla Lehistan işgâlini dünyâ kamu oyunda geçiştirmeye çalışıp dostu Kont Stanislaw Doniatowski vâsıtasıyla Balta’da zulüm yaptıran Rus Çariçesi İkinci Katerina’ya haddini bildirmek için toplanan dîvanda, Rusya’ya sefer için karar verildi. 8 Ekim 1768′de Rusya’ya savaş açıldı. Rusya’da bulunan Osmanlı ticâret heyetinin iâdesi için İstanbul’daki Rus sefiri Obreskoff Yedikule’de hapsedildi. Osmanlı Devletine tâbi Kırım Hanı Kırım-Giray’ın orduları 1769 Şubatında Güney Rusya’ya girerek Rusları yendi ve yüz binden çok esir alarak, döndü. Târihte ahlâksızlığı ile meşhur olan Çariçe Katerina, Kırım-Giray Hanı, Bahçesaray şehrinde saray hekimi olan bir Rum doktoru vâsıtası ile zehirleterek öldürttü. 27 Mart 1769′da Serdar-ı ekrem vazîfesiyle Rus Seferine çıkan Sadrâzam Yağlıkçızâde Mehmed Emin Paşa, 1 Mayıs 1769′da ilk Hotin Zaferini kazandı.



Lehistan’ı himâye için girişilen savaşta, Birinci Hotin Zaferinin ardından tekrar saldıran Ruslara karşı 12 Ağustos 1769′da Hotin’de ikinci bir zafer daha kazanıldı. Yağlıkçızâde’den sonra sadrâzamlığa getirilen Moldovanlı Ali Paşa, Rus Seferine serdar tâyin edildi. Ali Paşa, Turla Nehrinden orduyu geçirirken köprünün yıkılmasıyla büyük bir fâcia meydana geldi. Ayrıca, Yeniçerilerin artan itâatsizliği ve muhârebelerden kaçması, ateşli silahların gereği gibi kullanılmamasından, Rus orduları, Kırım Hanlığı topraklarına ve Romanya’ya girdi. 21 Eylül 1769′da Hotin, Rusların işgâline uğradı. İngiltere ve Fransa’nın askerî yardım ve siyâsî desteğiyle, Baltık Denizinden gönderilen Rus Donanması Cebelitârık Boğazını geçerek Akdeniz’e girdi. Bununla, Çar Deli Petro (1682-1725) tarafından sistemleştirilen sıcak denizlere inme projesi Batıdan da destek ve yardım görmüş oldu. Bir Osmanlı Ülkesi olan Mora Yarımadasında Ortodoksluğun hâmisi rolüyle Slavlık propagandası yapan Rus donanmasındaki subaylar, Koron, Modon, Navarin, Patras, Anabolu, Tripoliçe, Kalamota ve Isparta’da âsi Rumlar ile işbirliğine girerek, buradaki Müslüman ahâliye, müttefikleri Avrupa devletlerinden de tepki gören vahşîce katliamlar yaptırdılar. Bunun üzerine Mora Serdarlığına tâyin edilen Kaptan-ı Deryâ Mandalzâde Hüsâmeddîn Paşanın Mora Çıkartmasıyla Rumlar geri çekilip, yetmiş bin kişilik Maynot-Rum ordusu, Tripoliçe’de 9 Nisan 1770′te bozuldu. Hüsâmeddîn Paşaya ‘Mora Fâtihi’ unvânı verilip, bölgedeki âsiler temizlendi. Ruslar geri çekildi.



Akdeniz’deki Rus donanması, Osmanlılar tarafından devamlı tâciz edildiyse de fırsatlardan istifâde eden Ruslar, İngiliz subaylarının da yardımı ile Çeşme limanındaki Osmanlı donanmasını yaktılar.



Osmanlı donanması yanarak imhâ olunca, İngiliz amirali ve Rus donanma komutanı, Boğazları tehdit etmek istediler. Fakat tahkim ve müdâfaadan ürküp, cesâret edemediler. Çeşme fâciasından sonra, Tuna boyundaki Kartal Ovasında bulunan Osmanlı ordusu, Yeniçerilerin itaatsizliği yüzünden, 1 Ağustos 1770′te bozguna uğradı. 1771 yazında Kırım’ın işgâlinden başka, General Tatloben idâresindeki Rus ordusu, Ahıska bölgesinde bozguna uğrayıp, geri çekildi.



2 Ağustos 1771′de Özü (Kırım), 12 Eylül 1771′de Yerköyü (Romanya), 29 Haziran 1773′te Silistre (Romanya), 20 Ekim 1773′te Varna (Bulgaristan) zaferleri kazanıldı. Sultan Üçüncü Mustafa Han, beş yıldan beri devâm eden Rus Seferini netîcelendirmek için hazırlanırken, 21 Ocak 1774′te vefât etti. 1768-1774 Osmanlı-Rus Harbi, Birinci Abdülhamid Han devrinde, zafer kazanılmasına bakılmaksızın, 21 Temmuz 1774′te imzâlanan Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla aleyhte netîcelendi. (Bkz. Küçük Kaynarca Antlaşması)



Üçüncü Mustafa Han devrinde, Osmanlı ülkesi, içeride sulh ve sükûn içindeydi. 22 Mayıs 1766 İstanbul zelzelesinden başka tabiî âfet olmadı. Osmanlı Rus Harbi esnâsında, Mısır’da Kölemenli Cin Ali Beyin Suriye, Filistin ve Arabistan’daki isyânı, 1 Mayıs 1773′te Sâlihiyye’de mağlûbiyetiyle bastırıldı. Balkanlarda Rus yayılma siyâsetinde Ortodoksluğun hâmisi rolüyle Mora’da Slavlık propagandası yapılıp, isyân çıkarıldı. Kısa zamanda bastırılıp, Osmanlı ordusunun 9 Nisan 1770 zaferiyle netîcelendirilerek, bölgede sulh ve sükûn sağlandı. Dış politikada, devletlerin büyük menfaatleri karşılığı teklif ettikleri siyâsî ve askerî ittifaklar kabûl edilmedi. Osmanlı-Rus Harbinde de görüldüğü gibi ittifak tekliflerinin samîmiyetsizce olduğu meydana çıktı. Lehistan (Polonya) milliyetçilerinin ‘Türk atları Vistül’de sulanmadıkça Polonyalılara hürriyet yok’ sözü Osmanlılardan yardım istemelerinden kalmıştır.



Bütün Osmanlı sultanları gibi yüksek din ve fen ilimlerinde devrin en iyi hocalarından ders görerek yetiştirilen Üçüncü Mustafa Han, dindâr, âdil, çalışkan, azimli, hamiyetli, metin, hassas ve ilme, âlimlere hürmetkârdı. Devrin âlimleri seviyesinde ilmi vardı. Güzel konuşur ve yazardı. ‘Cihângir’ mahlasıyla yazdığı şiirleri vardır. Çok kitap okurdu. Dış ülkelerden yazılmış kitapları da getirtir, incelerdi. Doğu ve Batı kültürüne vâkıftı.



Yapılan icraatları bizzât yerinde kontrol ederdi. Askeri ve donanmayı teftiş etmeyi, tebdil gezmek, ata binmek, avlanmak ve gezi yapmayı severdi. Askerî, idarî ve mâlî birçok ıslahatlarda bulundu. Çok hayırseverdi. Âlimlere ve ahâliye cömertçe ihsânlarda bulunurdu. Süveyş’te kanal açmak, Sakarya Nehrini, Sapanca Gölü üzerinden İzmit Körfezine bağlamak gibi düşünceleri vardı.



Birçok hayır müessesesi, askerî ve sivil eser yaptırdı. Lâleli Câmii ve yanındaki türbesi, Çakmakçılar’da kendi adıyla bir câmi, Kadıköy’de İskele Câmii Paşabahçe’de İncirliköy Câmii, Üsküdar’da Ayazma Câmii ve zelzelelerde hasara uğraması üzerine yenilediği Fâtih Câmii, yaptırdığı eserlerden bâzılarıdır. 1773′te Deniz Harb Okulunun temelini teşkil eden Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyûn ve teknik üniversite mâhiyetindeki Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn açıldı. Zamânında Tüfeklere süngü takıldı. Islahatçı bir hükümdâr olan Üçüncü Mustafa Hanın icraatlarını, oğlu Üçüncü Selim Han (1789-1807) devâm ettirdi.

_________________
..
HAYATIMIN İSMİSİN
ZAMANIN İLACI
HAYATIN TADI
SONSUZLUĞUN VARLIĞIMSIN.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://samanyolu.forumup.com
samanyolu
Admin
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 27124
Yaş : 49
Nerden : İstanbul
İş/Hobiler : yazar
Lakap : yazar
Kayıt tarihi : 12/04/08

MesajKonu: Geri: Gemiler Haliç'e karadan indirildi!   Perş. Ekim 31, 2013 4:05 pm

Wright Kardeşler, ilk motorlu uçağı yapan ünlü kardeşlerdir. Wilbur Wright 1867 yılında doğmuş, 1912 yılında ölmüştür. Kardeşi Orville Wright ise 1871 yılında doğmuş, 1948 yılında ölmüştür.

Ohio, Daytonlu iki bisiklet ustası olan Wilbur ve Orville Wright, 1899'da kuşların nasıl uçtukları hakkında kendilerine ipucu verebilecek her şeyi sistemli bir şekilde incelemeye başladılar. Bilimsel eserlerde ve eski insanların deneyimleri arasında kendi işlerine yarayacak hiçbir şey olmadığını kısa sürede anlayan Wright kardeşler sadece Berlin yakınlarındaki bir tepe üstünden planörle uçuş denemeleri yapan ve bu konuda çok dikkatli notlar tutan Alman mühendisi Otto Lilienthal'in çalışmaları vardı.


Orville Wright
Wilbur WrightLilienthal kuşların uçmalarını çok yakından incelediği için planörünün bir kuşu andırmasına fazla şaşmamak gerekir. Fakat o içlerinde ünlü ressam Leonardo Da Vinci'nin de olduğu birçoklarını cezbeden tuzağa, yani kuş uçuşunu temsil eden kanat çırpma olayının cazibesine kapılmadı. Lilienthal uçabilecek bir uçağın havayla temas halinde olan sabit bir kanadı olması gerektiğini gösterdi. Kararlı bir uçuşu gerçekleştirebilmek için gerekli kontrol sadece onun söylediği böyle bir kanat tarafından sağlanabilirdi ve bu konuda Wright kardeşler de onunla uyuşuyordu.

Wilbur ve Orville Wright bilimsel öğrenim görmemişler, liseden sonra yüksek bir okulda gitmemişlerdi. Fakat uçma alanındaki çalışmalarını ilerlettirken kendi bilimsel yönlerini de model uçaklar, uçurtmalar, insan taşıyan planörler ile yaptıkları yüzlerce deney sayesinde bu konuda bilimsel bir eser hazırlayacak kadar ilerlettiler. Hatta hazırladıkları 200'den çok farklı tipteki kanatları denemek için bir rüzgar tüneli dahi yaptılar. Wright kardeşlerin 17 Aralık 1903'te North Carolina'da Orville'in kontrolünde havalanan ilk uçağı aerodinamik ses teorisine bağlı kalınarak yapılmıştı.

Bu uçak iki pervaneliydi. Pilotla birlikte ağırlığı 335 kg.dı. Bu uçuşun beş tane görgü şahidi vardır. Orville birinci denemede 12 saniye uçtu. Ve sadece 37 metre mesafe katetti. O günkü son denemesinde ise, bu süre 59 saniyeye çıkmıştı ve 280 metrelik bir mesafeye uçmuştu. Daha sonra uçaklarını geliştirdiler ve 1904 yılında uçağa havada dönüşler yaptırarak, geri dönmek suretiyle kalktıkları noktaya inmeyi başardılar.

Wright kardeşler, iyi bir uçak tasarımında kanadın ani esen şiddetli rüzgarların zararlı etkisiyle sert havanın aşağı ve yukarı çekici etkisine karşın pilotun düzeltmesiyle kanadın daha uygun bir vaziyet almasını sağlayan bir mekanizma bulunması gerektiğini anladılar. Kuşları gözleyerek sert havalarda uçuş düzeylerini korumak için kanat uçlarını nasıl büktüklerini not aldılar. Kanat bükmeyi planörlerinin kanatlarının uçaklarını bir mekanizma yardımıyla eğerek taklit ettiler. Deneylerinden bunun işe yarayacağını tahmin etmişlerdir. Gerçekten de işe yaramıştır. Kanat eğmenin uçuş aerodinamiğini nasıl etkilediğini doğru bir şekilde tahmin ettiler ve anladılar.

Wright kardeşler artık uçabilen bir uçak yaratmışlardı ama onu nasıl uçuracaklarını bilmiyorlardı. Bunu onlara gösterebilecek ne bir kitap ne de bir öğretmen vardı. Yavaş yavaş ve metotlu bir şekilde uçakla dönüş yapabileceklerinden çok zaman önce emin olmuşlardı. Daha ilk denemelerinde uçak tam bir daire dönüşünü kolaylıkla tamamlayarak havalandıkları noktanın yanına indi. Uçak dizaynı, diğerleri Wright kardeşlerinin seviyesine gelinceye kadar bir süre olduğu yerde saydı. Pilotun kanadın üzerine yatık bir şekilde durmaktan kurtarıp oturmasını sağlayacak bir yer yapılması gibi zorunlu bir takım şeyler gerekiyordu.

Wright kardeşler pilotun oturabildiği bir uçak dizaynı hazırladılar. Ayrıca bir de iniş takımı yaparak kendilerini ilk uçuşlarında yanlarında taşıdıkları tekerlekli kriko ve monoraydan kurtardılar.


_________________
..
HAYATIMIN İSMİSİN
ZAMANIN İLACI
HAYATIN TADI
SONSUZLUĞUN VARLIĞIMSIN.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://samanyolu.forumup.com
samanyolu
Admin
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 27124
Yaş : 49
Nerden : İstanbul
İş/Hobiler : yazar
Lakap : yazar
Kayıt tarihi : 12/04/08

MesajKonu: Geri: Gemiler Haliç'e karadan indirildi!   Perş. Ekim 31, 2013 4:09 pm

Uzaklardaki dost Hacı Zheng


Çin'in denizcilik geleneği çoook eskilere dayanıyor, daha Han Hanedanı devrinde (Milattan önce ikiyüzler filan) Hind yolunda mekik dokuyorlar. Çinli kaptanlar yollarını bulabilmek için "güneyi gösteren kaşıklardan" (pusula) yararlanıyor, deniz dibinden hususi oltalarla çektikleri kumu avuçlarına yayıyorlar. Otları, yosunları kah kokluyor, kah okşuyor, kitap gibi okuyorlar.
Hasılı Asya'nın güneyinde basmadık yer bırakmayan ve adı "Çin kaşifi"ne çıkan Zheng He, her biri iki yıldan ziyade süren 7 büyük seyahat yapıyor. Bu arada Mekke'yi ziyaret edip "hac" farizasını yerine getiriyor, o günden sonra daha iyi bir mümin olmaya çabalıyor, adamlarını daha bir hoş tutuyor. 62 Junktan (yüzen ejderha) meydana gelen muhteşem donanmasıyla Somali, Malaka Boğazı, Fransa, Hollanda gibi bir Çinli için uç sayılacak memleketlere uzanıyor. Amerika'yı, Avustralya'yı gezip dolaşıyor, yer yer haritalarını çizip kenara koyuyor.

Donanma dağılınca
İşte bu seyahatlerinden birinde (Kalküta'da) rahatsızlanıyor ve orada vefat ediyor. Adamları 7 büyük seyahati simgelesin diye ona 7 katlı bir mezar yapıyor ve baş ucuna "Allahü Ekber" yazıyorlar.
Ne yazık ki Çinliler Amiral Zheng He'nin açtığı ufukları kullanamıyor, Yong Le'den sonra tahta oturan imparatorlar ticari koloni kurma fikrine sıcak bakmıyor, halkın denizaşırı heveslerinden rahatsızlık duyuyorlar. Sanki ülke boşalıverecekmiş gibi bir korkuya kapılıyor, okyanus aşabilecek tüm gemileri parçalatıyorlar. Öyle ki büyük tekne çakanlar ölümle cezalandırılıyor. Amiral Zheng He'nin hatıralarını ve haritalarını toplatıyor, kilit altında tutuyorlar.
İmparator donanmayı dağıtır dağıtmaz Avrupalılar yöreye damlıyor ve Çin'i dipçik zoruyla "keşfediyorlar". Yağma ve katliamlar alıp başını gidiyor, gencecik delikanlılar, körpecik kızlar tutsak oluyor. İşte bu arada Amiral He'nin notlarını da ele geçiriyor, Amerika ve Avustralya'nın farkına varıyorlar.
Avrupalılar batıya giderek doğuya (Hind ellerine) ulaşılabileceğini ilk kez Müslümanlardan öğreniyor, düşünün İmam-ı Azam Ebu Hanife hazretleri Kolomb'tan 625 yıl evvel yeryüzünün bir küre gibi olduğunu ve parmağını bastığınız herhangi bir noktanın sizi merkeze ulaştıracağını yazıyor.
Malum, Marko Polo da, Kubilaylı yıllarda Çin'i "geziyor" ama hemşehrilerine sorarsanız "keşfedemiyor". Zira batılılar "keşif" kelimesinden "bayrak asmayı" anlıyor, zapdedip sömüremedikleri coğrafyayı keşfedilmiş saymıyorlar. Onlara göre Fenikeliler, Vikingler ve Endülüslü Araplar boşa dolanıyorlar. Gezdikleri yerleri satır satır yazmalarına, haritalarını çizmelerine rağmen Kızıl Erik, Piri Reis ve İbn-i Batuta kaşif olamıyor.
Batılının mantığında ilkel olan keşfedilir, uygar olan keşfeder. Marco Polo karşılaştığı medeniyet karşısında lal olup tırstığı, aşağılık kompleksine kapıldığı için kaşif değil seyyah kadrosundan işe alınıyor. O ki Çin'den çakıl taşı bile koparamamıştır, Kristofların, Vascoların sınıfına sokulmuyor.
Belki de bu yüzden Çin imparatorları mavi okyanuslara açılmaktansa, sarı ırmaklarda tıkırdamayı yeğliyor, kan dökücü zalimlerden uzak duruyorlar.
Bizansı zorlanmadan yıkan, elini kolunu sallayarak Viyana kapılarına dayanan ve Akdeniz'i adeta iç gölü yapan Osmanlı, için okyanusa açılmak çocuk oyuncağı ama ilgilenmiyor. Dünyanın yuvarlak olduğundan o kadar eminler ki böyle bir şeyi ispat ihtiyacı duymuyorlar. Kaldı ki dedelerimiz sömürgeciliğe soyunmuyor, kimsenin kaynaklarına sulanmıyor...
Halbuki Çinliler, Araplar ve Türkler güçlerini yeni kıtaları işgalden yana kullansalar... Avrupalılar el kadar kıtaya sıkışır, oturup bit ayıklarlar.
12 Ekim 2004... Yer Başkent Caracas.
Amerika'nın keşfinin yıl dönümünde binlerce Venezüellalı, Kolomb'un heykeline yürüyor. Ellerindeki halatları boynuna geçirip kaidesinden deviriyor ve yüz üstü sürüyorlar. Sonra bronz müsveddesini götürüp bir ağaca asıyor, suratına tükürüyorlar.
Hemen hemen aynı tarihlerde Endonezyalılar Amiral Zheng He adına bir cami yaptırmak için harekete geçiyor. İşin enteresan yanı Müslüman olmayan Çinliler ve Hintliler de bu camiye teberruda bulunuyorlar.
İnkaların Mayaların Azteklerin acısı Güney Amerikalıların içine oturmuş olmalı, Venezüellalılar "Bush ve Kolomb defol" diye yırtınırken Başkan Hugo Chavez kürsüye çıkıyor ve "İspanyollarla Portekizlilerin Hitler'den daha tehlikeli olduğunu" söylüyor.

Taşlar oynuyor
Eğer ders kitaplarını hazırlayanlar batılıların dümen suyundan kurtulursa, Amerika'nın ve Avustralya'nın gerçek kaşifleri yazılacak. Kimbilir belki de gün gelecek "Emperyalist soykırım"dan ve "kanla beslenen sömürgeciler"den hesap sorulacak. Kızılderililerin, Aborjinlerin, Afrikalıların hakları savunulacak, tazminat davaları yağmur olup yağacak. Ermeni borazanı çalanların nefesleri içine kaçacak, kimin tehcir, kimin katliam yaptığı bir bir ortaya çıkacak.
Mark Twain'in Sam Amca hakkında enteresan bir sözü var. "Amerika'yı keşfetmek harika bir şeydi ama kaybetmek çok daha harika bir şey olacak."

_________________
..
HAYATIMIN İSMİSİN
ZAMANIN İLACI
HAYATIN TADI
SONSUZLUĞUN VARLIĞIMSIN.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://samanyolu.forumup.com
samanyolu
Admin
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 27124
Yaş : 49
Nerden : İstanbul
İş/Hobiler : yazar
Lakap : yazar
Kayıt tarihi : 12/04/08

MesajKonu: Geri: Gemiler Haliç'e karadan indirildi!   Perş. Ekim 31, 2013 4:11 pm


Keşfedilesi kaşif Zheng He


Tarihçi Heredot tüccarlıkları ve denizcilikleri ile bilinen Fenikeliler'in, Firavun'un maddi desteği ile Kızıldeniz'den başlayıp, bütün Afrika'yı dolaştıklarını, Cebelitarık Boğazı'ndan geçerek Akdeniz'e girdiklerini ve tekrar Mısır'a ulaştıklarını yazıyor. Demek ki Vasgo dö Gama Ümit Burnu'nu dolaşan ilk gemici değil, böyle bir iddiada bulunanlar da ayıp ediyor.
İşin enteresan yanı bu yolculuk esnasında, Fenike gemilerinden biri (içinde on erkek üç kadın bulunuyor) fırtınaya kapılıyor. Aylar süren bir mücadeleden sonra uçsuz bucaksız bir karaya (muhtemelen Brezilya sahillerine) varıyorlar ki bu Kolomb'a 2200 yıl gibi bir fark attılar demek oluyor.
Hoş, Kristof insanlık adına değil olsa olsa Avrupalılar adına bir keşif yapmış olabilir, zira o yıllarda İnkalar'ın, Mayalar'ın, Aztekler'in Amerika'da yaşadıkları biliniyor.


Neden sonra...
Kaldı ki Kızılderililerin atası sayılan Asyalı Türkler'in denizin donduğu mevsimlerde Bering Boğazı'nı aşarak Alaska'ya ulaştıkları ayan beyan ortada...
Eğer Paskalya Adası'ndaki kitabelerin dili de çözülürse, (ki bunlar Hind alfabelerine çok benziyor) "Pasifik kaşifi" Magellan'a Hindistan'dan ciddi bir rakip çıkacak, Batılıların canı bir kez daha sıkılacak.
15. yüzyıl başlarında İspanya'yı mekan tutan Endülüslü Arapların ve Afrika'nın batı kıyısında hükümran olan Mali Kralının Atlas Okyanusu'na açıldıkları, Karayipleri yol edindikleri vakıa. Yine Piri Reis, Amerika'yı körfez körfez dolanmış olmalı zira mübareğin Kitab-ı Bahriye'sinde ki haritalar o kadar detaylı ki uydu fotoğraflarına bire bir oturuyor.
Bunlar zaman zaman adları geçen coğrafyacılar, şimdi gelelim Avrupa'da (ve tabii ki Türkiye'de) adı duyurulmayan bir kaşife...
Eski bir deniz subayı olan İngiliz tarihçi Menzies, Kraliyet Coğrafya Derneği'nde 200'ü aşkın, diplomat ve bilim adamına Çinli Amiral Zheng He'yi anlatınca adamlar parmaklarını ısırıyor. Bu konferansla Kristof Colomb'un papucu "kesinkes" dama atılıyor. Nasıl mı? Şöyle:


Müslüman Amiral
Yer Çin... Binüçyüzlü yıllar...
Ming Hanedanından İmparator Yong Le, Türk ve Moğol akınlarından felaket usanıyor, yeni kabuslar görmemek için Çin Seddi'ni onarıp güçlendiriyor ve tutup Pekin'i başkent yapıyor.
Bu arada eski topraklarını da ele geçiriyor, yörede yaşayan Müslümanları derleyip toparlıyor, köle olarak kullanmaya başlıyor.
İşte Yuan Eyaletini zaptettikleri günlerde Zheng He adlı delikanlıyı da (Çin asıllı olmasına rağmen) yakalayıp zincire vuruyorlar.
Zeki ve becerikli bir genç olan Zheng, esareti umursamıyor. Emredileni fazlasıyla yapıyor, amirleriyle takışmıyor. Terbiyesi ve zarafeti ile kendini sevdirmesini biliyor. Nitekim yüksele yüksele saraya çıkıyor. Henüz 16 yaşında Prensin hizmetinde bulunuyor, kışla yılları, ordu kademeleri derken imparatora naip oluyor. Bitmez denen işleri bitiriyor, halledilmez sanılan meselelerin altından kalkıyor. Ha bu arada hatırlatalım Zheng inandığı gibi yaşıyor, abdestini alıyor, namazını kılıyor. Din gayreti ile ayrıca puan topluyor.
Ne iştir bilinmez, ataları bozkırlarda yaşamasına rağmen Zheng'in gönlü deryalarda atıyor. Deniz ve gemi dendi mi martı gibi çığlıklanıp, kanat çırpası geliyor. İmparator Yong Le "bu heves zayi olmamalı" deyip onu bahriyelilerin arasına yolluyor. Bakıyor genç adamın donanma ve tersane üzerine dikkate şayan projeleri var, önünü açıyor. Ve zamanı gelince "Batı denizlerinden mesul komutan" olarak vazifeye atıyor.


Yüzen ejderhalar
Zheng He'nin amirallik yaptığı yıllarda Çinliler, Junks (Yüzen Ejderha) adı verilen devasa tekneler çakıyorlar ki bunlar hem Avrupalılarınkini beşe katlıyor hem de daha dengeli yol tutuyorlar. Düşünün, Kristof Kolomb'un kalyonunu filika niyetine bile kullanmıyorlar (Bakınız ortadaki resim).
Bilirsiniz İspanya Kralı Kristof'un yanına gözden çıkardığı idam mahkumlarını katıyor. Bu ipten kazıktan dönme adamlar elbette kolay kolay disiplin altına alınamıyor. Halbuki İmparator Yong Le, Amiral Zheng He'nin emrine onlarca gemi ve tam 30 bin seçme asker veriyor.
Kristof Kolomb, Amerikalı yerlileri görünce korsanlık damarı tutuyor, ellerini iştahla ovuşturup, yalanmaya başlıyor. Bu güleryüzlü, tatlı dilli, düzgün fizikli, çalmayan, çırpmayan, yalan bilmeyen, sözünde duran, elindekini paylaşan insanları toplayıp esir tüccarlarına satmaya niyetleniyor.
Nitekim arkadaşlarını kenara çekip "biz bunları 50 kişiyle yönetir, alayını ambarlara tıkarız" diyor ve gürleyen sopaların marifetiyle yıldırmaya kalkıyor. Ancak vatanları ve hürriyetleri mevzu bahis olunca Kızılderililer, gömdükleri yerden savaş baltalarını çıkarıyor, ölümüne dövüşüyorlar. Kristof ve çapulcuları tüfeklere yapışıp gariplere kurşun yağdırıyor. Habire köy basıp, oba yakıyor, ne bükük belli dedelere, ne beşikteki bebelere acıyor, üç vardiya can yakıyorlar.
Halbuki Amiral Zheng He'nin elinde binlerce silahşör olmasına rağmen yerlileri incitmiyor, kimsenin burnu kanamıyor.
Çinliler askerleri değil, tacirleri ve diplomatları öne çıkarıyor, el sıkışmak için muhatap arıyorlar.
Sanırım fotoğraf net... Asyalı ile Avrupalının, haydutla devlet adamının, sömürgeci ile barışçının, özetle Hıristiyan ile Müslümanın arasındaki "kalite farkı" gözden kaçmıyor.

_________________
..
HAYATIMIN İSMİSİN
ZAMANIN İLACI
HAYATIN TADI
SONSUZLUĞUN VARLIĞIMSIN.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://samanyolu.forumup.com
samanyolu
Admin
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 27124
Yaş : 49
Nerden : İstanbul
İş/Hobiler : yazar
Lakap : yazar
Kayıt tarihi : 12/04/08

MesajKonu: Geri: Gemiler Haliç'e karadan indirildi!   Perş. Ekim 31, 2013 4:35 pm


Şövalye eskisi Don Quijote


Edebiyatçıların "tarihte ilk roman" saydıkları Don Kişot, o devir İspanya'sını çok farklı bir üslupla anlatır. Evet memlekette Kral vardır ama feodal yapı da dağılmamıştır. Don Kişot kolay gaza gelen ve getiren, hayatını hiçe sayan, inandırıldığı değerler uğruna savaşan, lakin fedakarlığının karşılığını alamayan bir şövalye parçasıdır. Hasılı Cervantes inceden inceye makara yapar, çaktırmadan sistemle hesaplaşır.
Efendim, Alonso Quijada şövalye hikayeleri ile bozmuş, huysuz bir ihtiyardır. Gece gündüz masal okuduğu için efsane isimleri iyi tanır. Kızılkılıç mı hızlı, Boğaboğan mı güçlü gibi mantıksız bir mantıkla şöhretleri yarıştırır. Gün gelir şu alemin yeni bir kahramana ihtiyacı olduğuna inanır. Artık ortaya çıkmalı ve "seyyar şövalye" yetkisi ile vaziyete el koymalıdır. Haksızlıklarla savaşmalı, zalimlerden hesap sormalıdır. Takdir edersiniz ki mesuliyetinin şuurundadır ve bu kutsal (!) sefere itina ile hazırlanır. Sırtına paslı bir zırh geçirir, eline eğreti bir değnek alır. Kendine "Don Kişot dö la Manj" gibi bir unvan, kemik torbasını andıran atına "Rossinante" gibi janjanlı bir isim yakıştırır. Şimdi maceralarını bir kadına adamalı, işin içine aşk meşk de katmalıdır. Öyle ya, uğruna dövüşecek bir cins-i latif olmadıkça kahramanlık neye yarar? Hem yendiği devleri sevdalısının ayağına yollayamadıktan, kapısına uşak yapamadıktan sonra...

Hayaller ülkesinde
Don Kişot hayal dünyasında yaşar ve etrafındaki cisimlerin büyü nedeniyle farklılaştığını sanır. Ona sorarsanız, kafasındaki berber leğeni değil sihirli bir miğfer olmalıdır. Komşunun pis ve pasaklı kızı şüphesiz asaletini saklamaktadır. Eh "Dülsine dü Tobosso" gibi zarif bir kontes, kötülüklerin kol gezdiği coğrafyada ortaya çıkacak değildir ya...
Don Kişot zengin hayal gücü sayesinde kendine kafi miktarda düşman bulur, yel değirmenlerine, koyun sürülerine, şarap tulumlarına saldırmaya başlar. Köhne bir hanı şato beller, hancı "tamam seni şövalye yaptım" deyip başından savınca kuşları uçar. İşte şimdi tamamdır, meçhulden tempolu trampet tıkırdıları duyar ve mermer kaidelere tunçtan heykellerinin dikileceği günlere doğru yelken açar.

Kötülere ölüüüm!
İyi ama bir şövalye at-uşaksız olabilir mi? Asla ve kat'a! Don Kişot da Sancho Pansa adlı bir safı kandırır, peşine takar. Ona fethedeceği adalardan birinin valiliğini vaad edince, gariban sofrasını kurar, çamaşırını yıkar, saçını süpürge yapar. Sancho, kont gibi koltuklara kurulacağı, tombul karısına ipekli elbiseler alacağı günlerin hayali ile yaşar. Zaten Don Kişot, rütbe ve asalet dağıtmaktan kaçınmaz, kendisine su veren kadınlara dahi "Donna" unvanı bağışlar.
Cervantes oyunu kuralına göre oynar, romanın ilk bölümünü "El ingenioso hidalgo Don Quijote de la Mancha" adı altında Kastilya Konsülü'ne sunar, ardından Engizisyon bünyesinde çalışan sansür memurlarından icazet almaya bakar. Bunlar düz mantıklı insanlardır, hadiselere güler geçer, hicvedildiklerini anlayamazlar.

Tabularla savaş
Bilirsiniz Orta Çağ kilisesi dokunanı yakar, papazlar hüküm verir ama karar hakkında mütalaada bulunmazlar. Ayak takımının aklı ince işlere ermez, açıklama istemez, asillerin ve ruhanilerin tutarsız hareketlerinde hikmet ararlar.
Nitekim Sancho da efendisinin essahtan şövalye olduğunu sanır ve Rossinante'ı soylu bir Arap olduğuna inanır. Her şey yalan ve sahtedir, hüsranlar hüsranları kovalar, ufaktan ufaktan Orta Çağ değerlerinin dibini oyarlar.
Don Kişot hayal kurarken Sancho'nun ayakları nispeten yere basar, hiç değilse akşam olunce bir çatı altı bakar, en azından yiyecek bir şeyler arar. Hasılı Sancho olmasa Don Kişot yaşayamaz. Cervantes aslında o kibirli efendilerin ne kadar zavallı olduklarını "ustalıkla" vurgular.
Bilirsiniz destan kahramanları heybetli ve çalımlı olurlar, bizimki ise çelimsiz ve sıska. Ama hataya tahammülü yoktur, tembelliğe, uyuşukluğa, nemelazımcılığa karşı savaş açar. Üstüne vazife olmayan işlere de karışır, adı üzerinde "Don Kişotluk" yapar.
Don Kişot, fazilete aşıktır, haksızlığa dayanamaz. Boyuna posuna bakmadan küstahların, menfaatçilerin karşısına çıkar. Silahları işe yaramasa da hatiptir, lakin kimsenin nutuk dinleyecek hali yoktur, onu aşağılar ve tartaklarlar.

Kim deli?
Cervantes sadece "ölmekte olan şövalyeliği" alaya almakla kalmaz, hiçbir insani derdi olmayan, yeyip içip gezen, yan gelip yatan Dük ve Düşesleri usulünce karalar. Sonra bir gözüyle ağlayıp diğeriyle göz kırpan zengin dullara sataşmadan duramaz.
İlerleyen bölümlerde Don Kişot halk ağzıyla konuşmaya başlar. Bakın şu işe ki Sancho pespayesi ise saray lisanıyla edebiyat paralar.
Anadolu'da olduğu gibi İspanya'da da deliler hürdür, onlar başkalarının söyleyemediklerini söylerler ve başları ağırmaz. Don Kişot delisi de sahtekarlar arasında erdemden söz açar, körler arasında görmeye, sağırlar arasında işitmeye kalkar.
Cervantes kitabında zaman zaman hayali Arap tarihçisi Seyyid Hamit bin Engeli'nin şerhlerine de yer verir ve farklı bir tarz yakalar. Doğrusu diyeceğini der, mesajını ustalıkla sunar.
Hemen hemen her dile çevrilen efsane roman, Batıda muharref İnciller'den bile çok satar. Sonra gelen edipler muhtevasını beklediklerinden de derin bulur ve hayranlıklarını saklayamazlar.
Aradan tam 400 yıl geçer, Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez herkesin "içindeki Don Kişot"u ortaya çıkarması gerektiğini söyler ve bir milyon kitap dağıtarak buna öncülük yapar. Onlarca ülkede örgütlenen Cervantes Enstitüleri faaliyetlerine hız katar.

_________________
..
HAYATIMIN İSMİSİN
ZAMANIN İLACI
HAYATIN TADI
SONSUZLUĞUN VARLIĞIMSIN.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://samanyolu.forumup.com
samanyolu
Admin
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 27124
Yaş : 49
Nerden : İstanbul
İş/Hobiler : yazar
Lakap : yazar
Kayıt tarihi : 12/04/08

MesajKonu: Geri: Gemiler Haliç'e karadan indirildi!   Perş. Ekim 31, 2013 4:38 pm

Huysuz ihtiyar Picasso

Picasso usta bir ressam olur ama asla iyi bir baba ve müşfik bir koca olamaz. İlk aşkı Fernande Olivier, aldatılmaya dayanamayıp kapıyı vurunca, Marcelle Humbert’le (Eva) yaşamaya başlar.
İlk resmi eşi Olga Koklova’dan oğlu Paulo doğar. Bu sırada Marie-Theresa Walter’la tanışır ve kırıştırırlar. Theresa, Maya’nın doğum sancılarıyla kıvranırken o bir başka kadınla (Dora Maar’la) düşer kalkar.
Adam 60 küsur yaşındayken kendisinden 40 yaş küçük bir kızcağızı ayartır. Francoise Gilot “gel sana resimlerimi göstereyim” diyen ihtiyar kurdun atölyesine bir girer, yıllarca esaretten kurtulamaz. Nihayet kafasına dank eder de alır veledlerini (Claude ve Paloma’yı) uzaklara kaçar. Genç kadın tanıdığı en despot, en hükmedici, en kaprisli ve en sadakatsiz adamla 10 yıl niye yaşadığını anlayamaz.

Kadın düşmanı
Bakın şu işe ki “kadınlar paspas gibidir” diyen ve paspas gibi kullanan Picasso feministlerin gazabına uğramaz. Dahası 1951 yılında ağzı süt kokan Genevieve Laporte’yi ayartarak büyük bir “ayıp” yapar. Yaşı yetmişi geçen kartoloz okul gazetesi için röportaja gelen, liseli kızcağızı oracıkta kandırıp soyar, “Cariye” adlı tablosuna malzeme yapar. Zavallıyı köleleri arasına katar, ara sıra beğenmediği eskizleri eline sıkıştırır o kadar. Aslında bu saf kızı Fransız Riviera’sındaki evine atmayı çok arzular ama birileri çocuğu uyandırırlar.
O yıllarda Laporte, Picasso’nun eskizlerinin para edebileceğini düşünmez ama 50 yıl sonra meraklısına (1.54 milyon euroya) tokalar.
Picasso 80 yaşındayken Jacqueline’le evlenir, bütün servetini ona bırakır. Lâkin kadıncağız darbelidir, aldığı travmaları atlatamaz. “Malı mülkü eksik olsun” deyip, canına kıyar (1986).
Picasso “dolce vita” (tatlı hayat) yaşamasına rağmen, solculuk yapar. Fransız Komünist Partisi’ne üye olmakla kalmaz, TKP’ye milyonlarca dolarlık resim bağışlar. Ama bizim yerli yoldaşların burjuvalığı tutar, tabloları yolda “hiç” eder, parayı aralarında paylaşırlar. Aslında Picasso’nun da emeğe saygısı yoktur, uşaklarını azarlar, ufak bir kaza yaptı diye emektar şoförünü kovar. Tersi de terstir hani, kendisine ödül vermek isteyen Lenin’e “bu yaşımdan sonra nişanı n’apim” der, kötü bozar.
Picasso resimlerine çok bağlıdır, bazen yüzbinlerce dolar ödemeye hazır galeri sahiplerini eli boş yollar. Sevdiği eserleri satınca huzursuz olur, hiç yoktan kendini hırpalar. Parası kıymetlidir cüzdanını zincirle ceketine bağlar. Eşlerine, sevgililerine ve çocuklarına açlıktan ölmeyecek kadar destek çıkar, bazılarına onu da koklatmaz. Mesela on sene kahrını çeken Gilot hayatını kendi kazanır, Picasso’dan tek frank almaz.
Uyanık tilki üç kuruşluk alışverişlerde bile çek kullanır, imzası üzerinde yazan rakamdan fazla ettiği için esnaf çekleri bozdurmaz. Ressamlar öldükten sonra ünlü olurlar ama o yaşarken de parayı bulur, harcanmakla bitmeyecek bir servet toparlar. “Çok parası olan bir fakir gibi yaşamak istiyorum” der ve dediğini de yapar.
Halbuki sadece “Pipolu Çocuk” 104 milyon dolara, “Kadın Büstü” adlı tablo 180 milyon yene (1.3 milyon euro) satılır. Bu para Boğaz’da en kral villayı alır, yetmedi yatlar, katlar uçaklar...
Picasso kadınlardan nefret eder, fırçasıyla intikam almaya bakar. Sevgililerini cicim aylarında birebir çizer ama araları bozulunca non figuratif resimlerini yapmaya başlar. Eciş bücüş karalamalarla sıfatını bozar, görenin ödü kopar.
Sonra kimseye hesap vermez, “ben yaptım oldu” der beğenilip beğenilmemesini umursamaz. Mesela analitik kübizmden yola çıkarak tasarladığı “head of a woman” isimli büstü bi şeye benzemez ama aldırmaz.
Serginin birinde gencin biri sorar “ama bu balığa benzemiyor?” Picasso “o balık değil oolum” der, “resim, resim!”
Alkollüyken eli açılır, resimlerini masa arkadaşlarına dağıtır. İşte böyle bir karambolde tablo kapan bir uyanık, eseri satmaya kalkınca üzerinde imza olmadığını fark eder ve tekrar Picasso’ya koşar. Usta imza koymak yerine “bu sahte” der, topu taca atar. Adam kıvranmaya başlar, “ama nasıl olur? Filanca gün, filancanın yanında, siz, şahsen, bizzat...”
-Ne yani... Bir sürü taklitçi sahte Picasso yapıyor, ben yapamaz mıyım?
Picasso bir ara çerden çöpten malzemelerden “yapıt” çıkarır, palmiye yaprağı, bağ kütüğü, konserve kutusu, testi ve gazoz kapağından uydurduğu keçiyi alçıyla kaplar, bronza döküp nokta koyar. Alın size sanat! İp atlayan küçük kız için, bir sepet, iki eski ayakkabı, bir pasta kalıbı, saçlar için de dalgalı karton uydurdu mu tamam. Boğa başı için bir bisiklet selesi ile paslı gidon yeter de artar.

Meraklısına...
Picasso, resmini kusursuz çizgilerle, usta gölgelerle donatmaya kalkmaz, zira izleyici bunlar olmasa da “varmış gibi” görebilir. Önemli olan ressamın zihninden ne geçtiğidir. İşte bizimki bunu yapar; cisimleri gördüğü gibi değil, “düşündüğü gibi” boyar. Kısacası fikrini çizer, aklına gelen ilk kareden asla caymaz. Belki de onun resimlerini bu yüzden “zeka ürünü” sayarlar.
Gertrud Stein, (has müşterisidir) portresinin yaptırmak için uzun uzun poz verir ama Picasso istediği ifadeyi bir türlü tutturamaz. Gün gelir sinirlenir ve üzerinde aylarca çalıştığı yüzü siler atar. Yerine kimlikten kişilikten uzak, şematik bir maske yapar. Artık Gertrud beğenmek zorundadır “hep ben olarak kalan tek portrem” deyip sinirlerini teskine kalkar. Ne yapalım kendi düşen ağlamaz.
Zaten Picasso “eserlerimi ne denli az anladılarsa” der, “bana o denli hayran oldular. Onlar tablolarımı değil, imzamı satın alıyorlar.”

08.12.2005

_________________
..
HAYATIMIN İSMİSİN
ZAMANIN İLACI
HAYATIN TADI
SONSUZLUĞUN VARLIĞIMSIN.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://samanyolu.forumup.com
samanyolu
Admin
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 27124
Yaş : 49
Nerden : İstanbul
İş/Hobiler : yazar
Lakap : yazar
Kayıt tarihi : 12/04/08

MesajKonu: Geri: Gemiler Haliç'e karadan indirildi!   Perş. Ekim 31, 2013 4:46 pm

Dervişe sorarsan Laleli Baba

Sultan Mustafa, halim, selim, hafif çekik gözlü ve kumral bir zattır. İtina ile taradığı sakalı çehresine çok yakışır. Tatlı dillidir, güler yüzlüdür, dindardır. Haksızlıktan çok korkar, bedeli ne olursa olsun adaleti yerine getirmeye çalışır. Biteviye okur, Batılı yayınları da dikkatle izler, mesela Astronomiye çok meraklıdır. Tıp ve mühendislik üzerine yazılan eserleri tercüme ettirir ve çoğaltıp dağıtır. “Cihângir” mahlasıyla nefis şiirler yazar ve hatırı sayılır bir hattattır.
III. Mustafa Han her ne kadar düşmanlarla uğraşmaktan oturmaya fırsat bulamadıysa da sanayi, ticaret ve bayındırlık alanında fevkalade güzel projeler yapar. Daha o günlerden Süveyş Kanalını kazdırmayı düşünür, dahası İzmit Körfezini, (Sapanca Gölü ve Sakarya Nehri vasıtasıyla) Karadeniz’e açmayı planlar.
Ancak Osmanlı çok sıkıntılı günler yaşar, Ruslar, Rumlar ve İranlılarla savaşmaktan nefes alamaz. Kaldı ki Yeniçeriler gemi azıya alır, başa bela olurlar. Sultan çaresiz kaldığı anlarda divitine sarılır ve derdini kâğıdına fısıldar:
Yıkıluptur bu cihan sanma ki bizde düzele,
Devleti Çarh-i deni verdi kamu mübtezele
Şimdi ebvab-ı saadette gezen hep hazele
İşimiz kaldı hemen merhamet-i lem-Yezel’e
(Anladığım kadarıyla “dünyanın çivisi çıkmış” diyor, “tuttuğun elinde kalıyor, Allah akıbetimizi hayrede”)
Olacak bu ya, Dersaadet 1766 zelzelesi ile büyük yara alır, Mustafa Han, Eyyub ve Fatih Camii’lerini, Kızkulesini, Kapalıçarşıyı, Baruthaneyi, Saraçhaneyi ve Tophaneyi adeta sıfırdan yaptırır. Hasar gören binlerce binayı ya onartır, ya da yıktırır.
Sultan Mustafa çok cami yaptırır. Ama onun gözünde Laleli Camii’nin ayrı bir yeri vardır, bu muhteşem esere adını verecek, asırlarca anılacaktır. Muhteşem külliye (etrâfındaki sebil, imâret, türbe, muvakkithâne, han, hamam ve dükkanlarla birlikte) sadece 4 yılda tamamlanır. Mimar Mehmed Tâhir Ağa bu zarif eserle yeni bir tarz yakalar, adeta çığır açar.
Rivayet olunur ki Laleli Camii’nin şekillendiği günlerde Padişah inşaatı görmeye gelir. Ona civarda yaşayan bir gönül ehlinden bahsederler, “haydi gidelim hayır duasını alalım” deyip, kapısını çalar.


Deni dünya...
Ancak milletin hikmetli sözlerini aktara geldiği pamuk sakallı ihtiyar, o gün derin bir sükut içindedir, sanki lisan-ı hal ile “bizim sustuğumuzdan anlamayan” der “konuştuğumuzdan ne anlar?”
Sultan Mustafa kendince bir zarf atıp, feyzli bir sohbete maya çalmaya çalışır, “Efendi Hazretleri, bu dünyada en güzel şey nedir” diye sorar.
Laleli Baba elini “boşveeer” gibilerinden sallar, “denî (alçak) dünyanın güzelliğinden n’olsun sultanım” der, “eğer rahatlıkla yiyor ve def-i hacetini sıkıntısız yapıyorsan tamam. Başka bir şey arama.”


Yakıştıramaz ama...
Sultan Mustafa derin mevzulara kapı aralamaya çalıştığından olsa gerek, bu sade ve kestirme cevaba bozulur, ancaaak...
Ancak birkaç gün sonra nasıl bir kabızlığa yakalanır anlatılamaz. Hekimin biri gelir, biri gider, derdine çare bulamazlar. Kaşık kaşık yağlar içer, bin çeşmeden su getirtir, otlar kökler müshiller... Ma fi fayda...
Utanmasa divan toplantısında ağlayacak, kafasını duvarlara vuracaktır ama...
Neden sonra aklı başına gelir “galiba boşuna uğraşıyoruz” der, “korkarım bu derdin ilacı Laleli Baba’da!”
Derhal yaşlı dervişin huzuruna koşar, önce affını ister sonra derdini arzetmeye bakar.
Laleli Baba “o iş kolay” der, “ama ne vereceksin karşılığında?”
- Ne istersen vereyim, hatta ben kalkayım, gel sen otur tahtıma.
- Amaaan kalsın. Bir def-i hacete bile değmeyen saltanat neye yarar?


Ya kabir azabı?
- Karnımın ağrısı dayanılacak gibi değil hocam.
- Demek şuncağız karın ağrısı koca Sultanı bile kıvrandırıyor. Kabir azabı nicedir acaba?
- Yalvarırım bir şeyler yapın.
- Pazarlığımız bitmedi ama?
- Bu camiye adınızı vereyim. Müminler ibadet ettikçe sizi hatırlasın, asırlarca Fatiha okusunlar.
- Bak bu hiç de fena bir teklif değil. Duaya çok ihtiyacım var ve olacak da...
Laleli Baba o bereketli nefesiyle bir şeyler okuyup sırtını sıvazlar, Padişahın ağrısı sızısı kalmaz.
Bakın şu işe ki Eyyûb, Fatih, Ayazma, Laleli gibi muhteşem camileri yaptıran III. Mustafa, hiçbirine ismini koyamaz.
Cenazesi Lâleli Camii yanında bulunan türbeye defnedilir, Efendimizin (Sallallahü aleyhi ve sellem) kadem-i şerifini (mübarek ayak izini) bir çekmeceyle başucuna koyarlar.
Mustafa Hanın hanımları (Âdilşah ve Aynülhayat Kadınefendiler), oğlu III. Selim Han ile kızları Hibetullah Mihrimah ve Mihrişah sultanlar da aynı kubbe altında yatmaktadırlar...


_________________
..
HAYATIMIN İSMİSİN
ZAMANIN İLACI
HAYATIN TADI
SONSUZLUĞUN VARLIĞIMSIN.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://samanyolu.forumup.com
samanyolu
Admin
Admin


Kadın
Mesaj Sayısı : 27124
Yaş : 49
Nerden : İstanbul
İş/Hobiler : yazar
Lakap : yazar
Kayıt tarihi : 12/04/08

MesajKonu: Geri: Gemiler Haliç'e karadan indirildi!   Perş. Ekim 31, 2013 4:57 pm

Abdurrahman Abdi Paşa’nın mezar taşı
Osmanlı İmparatorluğu’nun 1683’te yaşadığı İkinci Viyana bozgunundan sonra Avusturya, Macar topraklarını işgale başladı... Tabii ki, ilk hedef Budin’di ve kale, 1686’da 90 bin askerle kuşatıldı. Stratejik bir mevkide bulunan Budin’in düşmesi Osmanlılar için bütün Macar topraklarının kaybı demekti. Budin Valisi Abdurrahman Abdi Paşa durumun farkındaydı ve sonuna kadar direnme kararı vermişti.
Abdi Paşa, ömrünü cephelerde geçirmiş 70 yaşlarında tecrübeli bir askerdi. 1668’de Yeniçeri Ağalığı yapmış, Sadrazam Fazıl Ahmed Paşa ile birlikte Girit Seferine katılmış, Bağdat, Mısır, Bosna, Budin, Kamaniçe ve Halep Valiliklerinde bulunmuş, 1685’te Budin’e ikinci defa vali tayin edilmişti.

16 bin Türk koruyordu!..
Budin Kalesi, 16 bin Türk askeri tarafından korunuyordu. Düşman ordusu tepeleri tuttuğu için yardım alamamalarına rağmen, Abdurrahman Abdi Paşa düşmana karşı yokluklar içerisinde iki buçuk ay boyunca direndi.
Avusturyalılar, 2 Eylül 1666’da Budin’e girerek 145 yıllık Türk hakimiyetine son verdiler, Abdurrahman Abdi Paşa ise çarpışmalar sırasında şehid düştü. Avusturyalılar, daha sonra şehirde tek bir Müslüman bile bırakmadılar. Türk eserlerinin hemen tamamı yok edildi ve şehrin asıl sahibi olan Macarlar bile uzun müddet şehre giremediler.
Macarlar ise Paşa’nın kahramanlığını asırlar boyunca unutmadılar ve şehid düştüğü yere bir mezar taşı diktiler.
Taşta şunlar yazılıydı: “145 yıllık Türk egemenliğinin son Budin Valisi Abdurrahman Abdi Arnavut Paşa, bu yerin yakınında 1666 Eylül ayının 2. günü öğleden sonra ömrünün 70. yılında maktul düştü. Kahraman düşmandı, rahat uyusun!..”
Budin’in elden çıkmasından sonra, Osmanlı hakimiyetindeki diğer Macar toprakları da bir bir Avusturya’nın işgaline uğradı.
Macaristan’ın merkezinin kaybı, Osmanlılar için son derece acı bir duygu idi ve şairler Budin’i konu alan destanlar kaleme aldılar.

Bizim “nazlı” Budin!..
İşte, bu destanlardan biri:
“Ötme bülbül ötme, yaz bahar oldu / Bülbülün figanı bağrımı deldi / Gül alıp satmanın zamanı geldi / Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i.
Çeşmelerden abdest alınmaz oldu / Camilerde namaz kılınmaz oldu / Mamur olan yerler hep harap oldu / Aldı Nemçe bizim Nazlı Budin’i.
Kıble tarafından üç top atıldı / Perşembe günüydü güneş tutuldu / Cuma günü idi Budin alındı / Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i...”

_________________
..
HAYATIMIN İSMİSİN
ZAMANIN İLACI
HAYATIN TADI
SONSUZLUĞUN VARLIĞIMSIN.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://samanyolu.forumup.com
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Gemiler Haliç'e karadan indirildi!   Bugün 5:05 pm

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Gemiler Haliç'e karadan indirildi!
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
asianeagle.niceboard.com :: TURKEY-
Buraya geçin: